Zihnimizdeki Tarım ile Gerçekler Arasındaki Uçurum
Dilimize Arapçadan geçen ve Türk Dil Kurumu tarafından “zihinde canlandırma, hayal etme ve tasarım” olarak tanımlanan “tasavvur” sözcüğü, bugün sadece edebiyatın ya da felsefenin değil, doğrudan doğruya soframıza gelen gıdanın geleceğini de ilgilendiriyor. Zira her sabah tabağımıza koyduğumuz zeytinden, çocuklarımıza içirdiğimiz süte kadar her ürün, aslında arkasında devasa bir tarım politikasının ve zihinsel tasarımın izlerini taşıyor. Peki, biz bugün sağlıklı bir gıda geleceğini nasıl tasavvur ediyoruz? Zihnimizdeki o temiz, berrak köy resimleri ile endüstriyel tarımın acı gerçekleri ne kadar uyuşuyor?
Tarımda Hayaller ve Gerçekler
Birçoğumuz tarımı, uçsuz bucaksız yeşil tarlalar, kimyasaldan uzak topraklar ve dalından koparılan taze meyveler olarak tasavvur ederiz. TDK’nın tanımındaki “hayal etme” boyutu tam olarak burada devreye giriyor. Ancak gerçekler, bu güzel hayalin çok ötesinde. Bugün soframıza ulaşan gıdaların arkasında, aşırı pestisit kullanımıyla yorulmuş topraklar, genetiğiyle oynanmış tohumlar ve sadece yüksek rekolteye odaklanmış bir endüstri yatıyor. Zihnimizde canlandırdığımız o doğal döngü, yerini yapay müdahalelere bırakmış durumda. Halk sağlığını korumanın yolu, bu hayal ile gerçek arasındaki makası daraltmaktan geçiyor.
Gıda Güvenliğinde Yeni Bir Planlama Şart
Tasavvur kelimesinin bir diğer anlamı ise “amaç, niyet ve plan”dır. Gıda güvenliği söz konusu olduğunda, sadece bugünü kurtaran geçici çözümler yerine, uzun vadeli ve halk sağlığını merkeze alan bir devlet politikası tasavvur etmek zorundayız. Tarım alanlarının betonlaşmasının önüne geçilmesi, yerli tohumun korunması ve çiftçinin bilinçli tarım yöntemlerine teşvik edilmesi, bu planlamanın en temel taşlarını oluşturuyor. Eğer geleceğe dair temiz bir gıda planımız yoksa, yarın çocuklarımıza sunabileceğimiz sağlıklı bir toprak da kalmayacak demektir.
Sürdürülebilir Bir Gelecek Tasarımı
Sağlıklı gıdaya ulaşım hakkı, her bireyin en temel hakkıdır. Bu doğrultuda, tarladan sofraya uzanan zincirin her halkasını şeffaf ve denetlenebilir şekilde yeniden tasarlamalıyız. Kimyasal gübrelerin toprağı ve yeraltı sularını zehirlemediği, biyolojik mücadelenin ön plana çıktığı ve üreticinin emeğinin karşılığını aldığı bir tarım modeli artık ütopya olmamalıdır. Kendi geleceğimizi, sağlıklı nesillerimizi korumak istiyorsak, tarımda acilen köklü bir zihniyet değişimine gitmeli ve bu toprakların bereketini koruyacak adımları bugünden atmalıyız.






