Tel Aviv’in Sirenleri: Zafer Çığlıkları Kabusa Döndü
Hani o “yenilmez” denilen İsrail vardı ya, hani o her daim galip gelen, Ortadoğu’da adeta efsaneleşmiş güç… İşte o zırhın çatır çutur delindiğini, o efsanenin bir kumdan kale gibi dağıldığını fısıldıyor şimdi kendi medyaları. İran’a karşı ABD ile başlatılan savaş, sahadaki kanlı tablonun ötesinde, Tel Aviv’in iç odalarında kopan fırtınalarla bambaşka bir boyuta ulaştı. Başlangıçtaki o sahte zafer naraları, yerini derin bir endişe ve hatta açıkça konuşulan “yenilgi ihtimaline” bıraktı. Bu öyle bir değişim ki, adeta ülkenin sinir uçlarına işliyor, vatandaşın her gün soluduğu havayı zehirliyor.
Saraydaki Fısıltılar: Netanyahu ve Barnea Gerilimi
İsrail medyasının ilk günlerdeki coşkulu manşetleri, şimdi yerini acı bir yüzleşmeye bıraktı. Yedioth Ahronoth gibi kalburüstü gazetelerin yazarları, perde arkasında dönen kirli oyunları, başarısız planları tek tek ifşa ediyor. Mossad Başkanı David Barnea ile Başbakan Binyamin Netanyahu arasındaki gerilim, sıradan bir anlaşmazlık değil; ülkenin kaderini belirleyecek bir iktidar savaşı. Barnea’nın Ocak ayında ABD’ye sunduğu, İran rejimini çökertme hedefli o iddialı ayaklanma planı… New York Times’ın kaleminden dökülen bu detaylar, Netanyahu’nun bu oyundan habersiz olamayacağını haykırıyor. Yani içeride de bir çürümüşlük var, liyakat değil, kişisel hırslar ülkenin geleceğini ipotek altına alıyor.
İran’ın Kükreyişi: Beklenmeyen Tokatlar
Peki bu “yenilmezlik” masalını kim bitirdi? Beklenenin aksine, İran’ın misilleme kapasitesi, İsrail’in tüm hesaplarını altüst etti. Başlangıçta basit bir operasyon gibi görünen bu çatışma, günlük füze saldırılarıyla İsrail’in kalbine saplanan bir hançere dönüştü. Dimona’daki nükleer tesis, Hayfa rafinerisi ve Ben Gurion Havalimanı gibi stratejik noktalar peş peşe hedef oldu. İsrail halkı haftalardır sığınaklarda yaşarken, hava saldırısı alarmları hayatın rutin bir parçası haline geldi. Bu nasıl bir zafer ki, vatandaşını evine, işine, çocuğunun okuluna hapsediyor? Bu nasıl bir başarı ki, ülkenin en kritik altyapılarını tehdit altında bırakıyor?
Hizbullah Faktörü: Kuzeydeki Kabus
İsrail’in Lübnan’daki Hizbullah’a yönelik öngörüleri de tıpkı İran’daki gibi fiyaskoyla sonuçlandı. 2024’te ağır darbe aldığı iddia edilen Hizbullah, adeta küllerinden doğarak kuzey cephesinde yeniden korkulu bir rüya haline geldi. Kuzey İsrail’de yerel yöneticilerin hükümete çaresizce yaptığı yardım çağrıları, çaresizliği ve yalnızlığı bir kez daha gözler önüne serdi. Hükümet, kendi halkını, kendi sınırlarını koruyamaz hale geldiyse, bunun adı düpedüz acziyettir!
Ekonomi Çöküyor, Hayat Duruyor
Savaşın faturası, halkın cebinden çıkmaya başladı bile. Okullar kapalı, işletmeler iflasın eşiğinde, ekonomi derin bir daralmanın pençesinde. Bir ülkenin ekonomisi çöküyor, hayat durma noktasına geliyorken, hangi “askeri başarıdan” bahsedebiliriz ki? Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in güvenlik kabinesine yaptığı o kritik uyarı, ordunun “kendi içine çökeceği” riskine işaret ediyordu. Personel eksikliği, moral bozukluğu… Bu, sadece cephede değil, ülkenin tamamında hissedilen bir çöküşün habercisi.
Kısır Döngü: Gazze Dersinden Alınmayan İbret
Analistler, İsrail’in temel sorununu bir “kısır döngü” olarak tanımlıyor: Askeri başarıya odaklanırken siyasi bir çözüm üretememek. Gazze’de Hamas’ı tamamen bitiremeyişi, aynı senaryonun İran ve Lübnan cephelerinde de tekerrür etme ihtimalini güçlendiriyor. Bu bir askeri harekat değil, bu bir illüzyon! Ordunun gücüne körü körüne güvenmek, siyasi aklın yerini kas gücüne bırakmak, ülkeyi bir felakete sürüklüyor. “Büyük İsrail” hayalleriyle yola çıkanlar, şimdi yere çakılmanın eşiğinde. Aşırı güven, en büyük zaaf haline geldi.
Washington’un Gölgesi: Büyük Belirsizlik
Tüm bu kaosun ortasında, Washington’un gölgesi belirsizliği daha da derinleştiriyor. ABD’nin her an geri çekilebileceği ve İsrail’i yalnız bırakabileceği endişesi, ülkenin geleceği üzerine düşen en büyük kara bulut. Küresel dengelerdeki değişim, ABD’ye olan bu artan bağımlılığı daha da riskli hale getiriyor. Kendi göbeğini kendi kesemeyen bir ülke, başkalarının eline bakmak zorunda kalıyorsa, bu bağımsızlık değil, esarettir! İsrail, kendi kaderini başkalarının ellerine teslim etmiş, acı bir sona doğru sürükleniyor.






