Uluslararası diplomasinin kalbi yarın Washington’da atacak. ABD Başkanı Donald Trump’ın liderliğinde hayata geçirilen ve bölgedeki jeopolitik dengeleri temelinden sarsması beklenen ‘Barış Kurulu’, ilk resmi temaslarına başlıyor. İsmi kısa süre önce Trump’ın adıyla onurlandırılan ABD Barış Enstitüsü, bu tarihi buluşmanın ev sahibi olacak. Toplantının odağında sadece harabeye dönmüş bir coğrafyanın fiziksel inşası değil, aynı zamanda Ortadoğu’nun geleceğine dair yeni bir Amerikan vizyonunun sınırları tartışılacak.
Diplomaside ‘Yeni Mimari’ ve Gazze’nin Yeniden İnşası
Trump, bu toplantı vesilesiyle Gazze’nin rehabilitasyonu ve insani yardım çalışmaları için 5 milyar doları aşan devasa bir fonun müjdesini vermeye hazırlanıyor. Ancak bu rakamın ötesinde, Trump’ın ‘Dünyada barış hakim olacak’ şeklindeki iddialı retoriği, kurulun misyonunun Gazze sınırlarını aşan küresel bir nüfuz arayışı olduğuna dair yorumları da beraberinde getiriyor. Türkiye’yi bu kritik masada Dışişleri Bakanı Hakan Fidan temsil edecek. Ankara’nın bu sürece dahil olması, bölgesel barışın sürdürülebilirliği ve insani krizin yönetimi açısından stratejik bir zorunluluk olarak değerlendiriliyor. İsrail kanadında ise Dışişleri Bakanı Gideon Saar’ın katılımı, Tel Aviv’in bu yeni yapılanmaya ne ölçüde angajman sağlayacağının ilk somut sinyallerini verecek.
Bölgesel Dengeler, Çatışan Çıkarlar ve Meşruiyet Tartışması
Kurulun tüzüğüne imza atan 20 ülkenin yanı sıra, Uluslararası İstikrar Gücü’ne asker göndermeye hazırlanan Endonezya gibi aktörlerin varlığı, yapının çok boyutlu bir güvenlik mimarisi olduğunu kanıtlıyor. Ancak her büyük projede olduğu gibi, bu girişim de ciddi etik ve kurumsal bir dirençle karşı karşıya. Vatikan’ın ‘Çözüm BM çatısı altında olmalı’ diyerek masaya oturmayı reddetmesi, kurulun uluslararası meşruiyeti üzerindeki en büyük soru işaretlerinden birini oluşturuyor. Öte yandan, Hamas’ın sahadaki ateşkes ihlalleri üzerinden kurula yaptığı ‘İsrail üzerinde baskı kurun’ çağrısı, diplomatik trafiğin sahadaki sert realiteyle ne kadar örtüşeceğini test edecek. Analistler, Trump’ın sahip olduğu veto yetkisinin üye ülkeler arasında yarattığı güç asimetrisine dikkat çekerek, bu oluşumun kolektif bir akıldan ziyade ‘başkanlık merkezli’ bir stratejik aygıta dönüşebileceği uyarısında bulunuyor. Yarınki toplantı, sadece bir bağış organizasyonu değil, Trump dönemi dış politikasının ilk büyük sınavı olacak.






