Enerjide Kartlar Yeniden Karılıyor
Dışarıdan bakınca sadece teknik bir terim gibi duran ‘batarya depolama’ meselesi, aslında doğrudan cebimizi ve ülkenin ekonomik bağımsızlığını ilgilendiren devasa bir savaşın adı. İngiliz gazetesi The Guardian’da yayınlanan son analiz, bu savaşta Türkiye’nin sessiz ama derinden giderek Avrupa Birliği devlerini nasıl saf dışı bıraktığını gözler önüne serdi. İklim araştırma kuruluşu Ember’ın verilerine göre Türkiye, 2022 yılından bu yana tam 33 GW’lık batarya kapasitesine onay vererek, Avrupa’nın enerji patronları sayılan Almanya ve İtalya’yı adeta çırak çıkardı.
Peki, bu ne anlama geliyor? Almanya ve İtalya gibi ülkeler 12-13 GW seviyelerinde debelenirken, Türkiye’nin bu kadar agresif bir onay süreci işletmesi, geleceğin enerji piyasasında oyun kurucu olacağımızın sinyali. Enerji krizlerinin kol gezdiği, İran-İsrail gerginliklerinin fosil yakıt fiyatlarını hoplatıp zıplattığı bir dönemde, enerjiyi depolayabilen elinde büyük bir koz tutar. Biz şu an o kozu masaya koyuyoruz.
Vatandaşın Cebine Nasıl Yansıyacak?
Hemen ‘bize ne faydası var’ diye sormanız normal. Olay şu: Rüzgar her zaman esmiyor, güneş her zaman açmıyor. Depolama kapasiteniz yoksa, güneş battığında ya da rüzgar durduğunda mecburen dışarıdan pahalı doğalgaz ithal edip elektrik üretmek zorunda kalıyorsunuz. Bu da ay sonu gelen faturayı şişiriyor. Batarya yatırımları sayesinde gündüz üretilen fazla güneş enerjisi veya gece esen rüzgarın gücü depolanacak, ihtiyaç anında sisteme verilecek. Yani o dışarıya ödediğimiz milyarlarca dolarlık doğalgaz faturası kademeli olarak azalacak.
2022 yılında yürürlüğe giren ve yenilenebilir enerji projelerine depolama şartı getiren düzenleme, bu işin kırılma noktası oldu. Yatırımcıya ‘depolamanı yaparsan sisteme girmene öncelik tanırım’ denildi ve sonuç ortada: 221 GW’lık rekor başvuru havuzundan 33 GW’lık dev bir kapasite onay aldı. Bu rakam, Türkiye’nin mevcut rüzgar ve güneş gücünün neredeyse %83’üne tekabül ediyor.
Avrupa Neden Geride Kaldı?
Avrupa Birliği ülkeleri bürokrasiye ve eski enerji alışkanlıklarına takılmış durumda. Onlar enerji güvenliğini hala sadece boru hatlarında ararken, Türkiye teknolojik dönüşümün ‘depolama’ tarafına yatırım yaptı. Batarya ve güneş paneli maliyetlerinin son yıllarda %90 oranında düşmesi, Türkiye gibi dinamik pazarlar için büyük bir fırsat penceresi açtı. Ember analisti Ufuk Alparslan’ın da belirttiği gibi, bu hamleler Türkiye’yi temiz enerjinin bölgesel merkezi haline getirebilir.
Elbette her şey kağıt üzerinde kalmamalı. Onaylanan bu projelerin hızlıca hayata geçmesi ve bürokratik engellere takılmadan inşa edilmesi gerekiyor. Eğer 2035 hedefimiz olan 120 GW’lık yenilenebilir enerji kapasitesine ulaşmak istiyorsak, bu bataryalar o sistemin omurgası olacak. Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31 zirvesi öncesi bu verilerin gelmesi, Türkiye’nin masaya sadece ‘talep eden’ değil, ‘yol gösteren’ bir güç olarak oturmasını sağlayacak.






