Dünya siyasetinin kalbi, Washington’dan gelen o sarsıcı ültimatomla birlikte adeta yerinden çıkacakmış gibi atmaya başladı. ABD Başkanı Donald Trump, İran ile süregelen nükleer krizde kartları yeniden dağıtarak masaya “en fazla 15 gün” süresini koydu. Bu açıklama sadece diplomatik bir rest değil, aynı zamanda Ortadoğu semalarında yankılanan savaş tamtamlarının en somut işareti olarak değerlendiriliyor. Washington’un bölgedeki askeri tahkimatı, bir barut fıçısının fitilini ateşleyecek ölçekte büyümeye devam ediyor.
2003 Irak Savaşı’nı Andıran Devasa Hava Köprüsü
Pentagon koridorlarından sızan bilgiler ve bölgedeki hareketlilik, askeri strateji uzmanlarını derin bir endişeye sevk etmiş durumda. Deneyimli uzman Becca Wasser, bölgeye yapılan sevkiyatın niteliği ve hızı bakımından 2003 Irak Savaşı öncesindeki tabloyla birebir örtüştüğünü vurguluyor. Flightradar24 verilerine göre, sadece son üç gün içerisinde 39 tanker uçak ve 29 ağır nakliye uçağı Atlantik’i aşarak kritik noktalara ulaştı. Bu devasa hava köprüsü, olası bir operasyonun sadece birkaç füze atışıyla sınırlı kalmayacağını, haftalar sürebilecek kapsamlı bir hava harekatının altyapısının hazırlandığını kanıtlıyor.
Eski Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul ise bu yığınağın, geçtiğimiz dönemlerdeki Karayip krizlerinden çok daha büyük ve yıkıcı olduğunu belirtiyor. Trump yönetiminin “somut bir sonuç” alma arzusu, bölgedeki askeri varlığı en üst seviyeye taşırken, uçak gemileri de rotalarını netleştirdi. Dünyanın en modern savaş makinesi olan USS Gerald R Ford ve beraberindeki destroyerler Umman Denizi’ne doğru tam yolla ilerliyor. Bölgede zaten hazır bulunan USS Abraham Lincoln ile birlikte düşünüldüğünde, ABD’nin bölgeye yığdığı ateş gücü kelimenin tam anlamıyla dudak uçuklatıyor.
Tahran Hattında ‘Sığınak’ Hareketliliği ve Büyük Riskler
Trump’ın “Ya anlaşma olacak ya da onlar için talihsiz olacak” sözlerine Tahran cephesinden yanıt gecikmedi. İran dini lideri Ali Hamaney, ABD’nin dev uçak gemilerini “denizin dibine göndermekle” tehdit ederken, uydu görüntüleri İran’ın Parchin, Natanz ve Isfahan gibi kritik nükleer tesislerinde hummalı bir güçlendirme çalışması yürüttüğünü gösteriyor. Beton kalıplar ve çelik çatılarla tahkim edilen tesisler, olası bir Amerikan saldırısına karşı birer kaleye dönüştürülüyor. Ancak uzmanlar uyarıyor: Birinci dalga saldırıda sadece askeri hedefler vurulsa bile, Tahran’ın bir misilleme yapması durumunda rejim değişikliğini hedefleyen çok daha yıkıcı bir saldırı kaçınılmaz hale gelebilir.
Cenevre’de dolaylı yollardan yürütülen diplomasi trafiği hala bir “umut ışığı” olarak kalsa da sahada yaşanan İHA düşürme ve tanker tacizleri, barışın pamuk ipliğine bağlı olduğunu gösteriyor. Trump’ın 15 günlük mühleti dolduğunda, Ortadoğu’nun ya yeni bir anlaşmaya ya da tarihin en travmatik askeri müdahalelerinden birine uyanacağı artık bir sır değil.






