Donald Trump yönetimi, Orta Doğu denklemini kökten değiştirecek bir hamleyle masaya oturuyor. ABD’nin yeni stratejisi net: İran ile yapılacak herhangi bir nükleer anlaşmanın ucu açık olmayacak, bu anlaşma süresiz kalacak. Artık “belirli bir süreliğine kısıtlama” devri kapandı. Beyaz Saray, Tahran’ın nükleer kapasitesini sonsuza dek dondurmayı hedefliyor. Bu, sadece bir diplomatik talep değil, bölgesel güç dengelerini yeniden tanımlayan sert bir ultimatom niteliği taşıyor.
Trump’ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un özel görüşmelerde dile getirdiği bu plan, İran’ın nükleer üretimden kalıcı olarak vazgeçmesini şart koşuyor. Washington’un yaklaşımı, zamana dayalı kısıtlamaları (sunset clauses) tamamen devre dışı bırakıyor. Witkoff’un mesajı açık: Güvenlik, takvime bağlanamaz. Bu strateji, Cenevre’de gerçekleşecek olan kritik müzakereler öncesinde tansiyonu zirveye taşıdı. İran, yaklaşık 85 milyonluk nüfusu ve stratejik konumuyla bölgenin en kritik aktörlerinden biri olarak, bu kalıcı prangaya nasıl cevap vereceği konusunda köşeye sıkışmış durumda.
Cenevre Öncesi Diplomasi Masası Sallanıyor
Küresel siyasetin kalbi İsviçre’nin Cenevre kentinde atacak. Üçüncü tur dolaylı nükleer müzakereler başlamadan hemen önce sızan bu bilgiler, masadaki pazarlık payını daraltıyor. Cenevre, tarihi boyunca birçok uluslararası krize ev sahipliği yapmış, tarafsızlığıyla bilinen bir diplomasi merkezi. Ancak bu kez masada, geri dönüşü olmayan bir yol ayrımı var. Uluslararası hukuk çerçevesinde nükleer anlaşmalar genellikle belirli periyotlarla denetlenir ve güncellenir. Trump ise bu esnekliği ortadan kaldırarak, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) denetimlerinin ötesinde, hukuki bir “ebediyet” peşinde koşuyor.
İran’ın coğrafi yapısı ve nükleer tesislerinin dağlık bölgelerdeki stratejik dağılımı, teknik denetimleri zaten zorlaştırırken, ABD’nin bu yeni talebi süreci daha da karmaşık hale getiriyor. Bölgesel güvenlik önlemleri kapsamında, nükleer bir İran korkusu, Körfez ülkeleri ve İsrail ekseninde ciddi bir savunma harcaması artışına neden olmuştu. Trump’ın “süresiz anlaşma” ısrarı, bu güvenlik kaygılarını kalıcı olarak dindirmeyi amaçlayan bir savunma doktrini olarak okunabilir.
Sunset Maddeleri Tarih mi Oluyor?
Barack Obama döneminde imzalanan nükleer anlaşma, kısıtlamaları 8 ila 25 yıllık bir takvime yayıyordu. Trump ise ilk döneminde bu yapıyı “felaket” olarak nitelendirmişti. Trump’a göre, süreli anlaşmalar sadece sorunu halı altına süpürmekten ibaret. Diplomatik süreçlerde “Gün Batımı Maddeleri” olarak bilinen bu hükümler, anlaşmanın geçerliliğinin belirli bir tarihte sona ermesini öngörür. Ancak Trump yönetimi, nükleer silahsızlanmanın bir son kullanma tarihi olamayacağını savunuyor.
Uluslararası antlaşmaların onaylanması ve uygulanması süreci, her ülkenin kendi anayasal düzenine göre farklılık gösterse de, nükleer gibi hassas konularda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları belirleyici olmaktadır. Trump, bu kez herhangi bir boşluk bırakmamaya kararlı. Sonuç ne olursa olsun, Orta Doğu’da hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu hamle, küresel enerji hatlarından bölgesel ittifaklara kadar her şeyi sarsacak güçte. Eğer Tahran bu “ömür boyu” kısıtlamayı kabul etmezse, ekonomik yaptırımların ve diplomatik izolasyonun şiddetinin artması kaçınılmaz görünüyor.






