MENÜ
21 Haziran 2026 Pazar
DOLAR 46,4792 ▼ %0,02
EURO 53,3552 ▲ %0,15
ALTIN 6.205,50 ▼ %1,30

Trump’ın ‘Savaş Bitti’ Çıkışı: Hürmüz Kapalı Kalsa da Dünya’ya Şoke Eden Plan!

Gerçekler Sahada Değil, Beyaz Saray’ın Kulislerinde Değişiyor

Ortadoğu, kan gölüne dönmüşken ve Hürmüz Boğazı’nın kaderi dünya ekonomisini rehin almışken, ABD Başkanı Donald Trump’tan gelen son çıkış, adeta bir tiyatro perdesini andırıyor: “Savaş bitti!” Ancak bu, sahneden çekilen oyuncuların değil, senaryoyu değiştiren yönetmenin sözleri gibi yankılanıyor. Zira, aylardır süren ABD-İsrail ortak operasyonlarında İran’ın askeri altyapısı ağır darbeler alsa da, boğazdaki gerilim hâlâ bıçak sırtında. Wall Street Journal’ın Beyaz Saray kaynaklarına dayandırdığı habere göre, Trump’ın ‘savaş bitti’ demeye hazırlanmasının arkasında yatan sebep ise şaşırtıcı derecede pragmatik: Boğazı açmak, çatışmayı 4-6 hafta daha uzatacak bir maliyet. Yani, ‘küresel ticaretin can damarı’ olan bir geçiş yolunun açık kalmasından ziyade, takvimin daha az uzaması tercih sebebi olmuş durumda. Kim derdi ki, bunca tehdit ve füze gösterisinin ardından, mesele sadece bir takvim hesaplamasıyla ‘çözülür’ sanılacak?

Hürmüz’ün Stratejik Önemi ve Yansımaları

Hürmüz Boğazı, küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği hayati bir su yolu. İran’ın bu stratejik geçidi kapatma hamlesi, uluslararası enerji piyasalarında deprem etkisi yaratmış, dünya genelinde benzin pompalarına kadar uzanan bir belirsizliğe yol açmıştı. Başlangıçta ABD yönetiminin sert tepkisi, “petrol kuyularını, elektrik santrallerini ve su arıtma tesislerini vururuz” tehditleriyle zirve yapmıştı. Ancak gelinen noktada, görünen o ki, bu tehditlerin arkasındaki stratejik kararlılık, çatışmanın maliyet-fayda analiziyle yer değiştirmiş. Washington’ın artık İran donanmasını ve füze kapasitesini zayıflatmayı ‘ana hedef’ olarak görüp, boğazın açılması meselesini diplomatik baskıya havale etme planı, adeta bir geri adım niteliğinde. Bu durum, dünya vatandaşının gelecekteki enerji güvenliği ve fiyat istikrarı konusunda kime güveneceği sorusunu bir kez daha gündeme getiriyor. Bu belirsizlik, küresel tedarik zincirleri üzerinde bir gölge oluştururken, nihayetinde her bir hanenin bütçesine yansıyan bir maliyet unsuru olarak karşımıza çıkıyor.

Müttefiklere Kesilen ‘Acı Reçete’: Ya Satın Alın Ya da Savaşın

Trump’ın Truth Social’dan yaptığı açıklamalar ise müttefiklerini şaşırtacak cinsten. Özellikle İran operasyonuna mesafeli duran İngiltere ve diğer Avrupalı NATO müttefiklerine yönelik ‘sitem dolu’ çağrısı, diplomatik nezaket kurallarını bir kez daha rafa kaldırıyor. “Hürmüz Boğazı yüzünden jet yakıtı temin edemeyen tüm ülkelere… ABD’den satın alın, bizde bol miktarda var ya da biraz cesaretli olun, Boğaz’a gidin ve onu alın” sözleri, adeta ‘kendi başınızın çaresine bakın’ mesajı. Bu tavır, NATO’nun kolektif savunma ruhunu ve Batı ittifakının geleceğini sorgulatırken, aynı zamanda Avrupa’nın kendi enerji güvenliği ve savunma kapasiteleri konusunda ne kadar bağımlı olduğunu da gözler önüne seriyor. Washington’ın bu çıkışı, Atlantik ötesi ilişkilerde uzun vadeli kırılmalara yol açabilir ve küresel siyasetin yeniden şekillendiği bir döneme işaret edebilir. Vatandaşlar için bu, bölgesel güvenlikten enerji faturalarına kadar uzanan geniş bir yelpazede yeni riskler ve belirsizlikler anlamına geliyor.

Körfez’in Bölünmüşlüğü ve Süregelen Çatışmalar

Savaşın bittiği iddialarına rağmen, Ortadoğu’daki sahada çatışmalar ve insani dram tüm hızıyla devam ediyor. İsrail merkezli Jerusalem Post’un aktardığına göre, İran misillemelerine maruz kalan Körfez ülkeleri dahi, savaşın akıbeti konusunda ikiye bölünmüş durumda. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Bahreyn, İran yönetiminde ‘önemli değişiklikler’ olmadan saldırıların sona ermesini istemezken, Umman ve Katar diplomasi yolunu tercih ediyor. Bu derin ayrılık, bölgedeki istikrarsızlığı daha da körüklüyor ve bölgesel iş birliği çabalarını baltalıyor. Öte yandan, çatışmaların ikinci ayında ABD-İsrail cephesinin saldırıları ve İran’ın misillemeleri aralıksız sürüyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu, İsrail hedeflerine katı ve sıvı yakıtlı ‘İmad’, ‘Hürremşehr 4’ ve ‘Kadir’ füzeleri fırlatırken, ABD de İran’ın İsfahan kentindeki hedefleri 1 tonluk sığınak delici mühimmatlarla vurarak elektrik kesintilerine yol açtı. İsrail ordusu ise son 24 saatte İran’a 230’dan fazla hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. Lübnan’da da durum iç açıcı değil; İsrail’in mart ayında başlattığı saldırılar bin 268 kişinin ölümüne neden olurken, sınır hattında ‘güvenlik bölgesi’ ilan etme ve evleri yıkma tehditleri, bölgedeki insani krizi derinleştiriyor ve sivil halkın umutlarını tüketiyor. Bu tablo, ‘savaş bitti’ söyleminin sahadaki acı gerçeklerle ne denli çeliştiğini acı bir şekilde ortaya koyuyor.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir