MENÜ
04 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 45,9795 ▲ %0,02
EURO 53,5436 ▲ %0,30
ALTIN 6.626,49 ▲ %1,10

Trump ve Netanyahu’nun İran Stratejisi: Hedef Çin

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Beyaz Saray’da gerçekleştirdikleri kritik zirvede İran’a yönelik yeni bir stratejik yol haritası üzerinde mutabık kaldı. Görüşmenin odağında, Tahran yönetiminin can damarı olan petrol ihracatını kesmek ve nükleer kapasitesini sınırlandırmak yer aldı. Özellikle Çin üzerinden yürütülen enerji ticaretine yönelik kısıtlamaların, İran ekonomisi üzerinde felç edici bir etki yaratması hedefleniyor. Washington ve Tel Aviv hattındaki bu diplomatik trafik, bölgedeki askeri yığınakla eş zamanlı olarak yürütülüyor.

Petrol İhracatı ve Azami Baskı Stratejisi

Trump ve Netanyahu arasındaki görüşmede, İran’ın finansal kaynaklarını kurutmaya yönelik ‘azami baskı’ kampanyasının ikinci aşaması detaylandırıldı. Amerikan yetkililerinden sızan bilgilere göre, İran’ın enerji gelirlerinin yüzde 80’inden fazlasını oluşturan Çin satışları, yaptırımların merkezine yerleştirilecek. Bu hamle, Tahran’ın bölgesel operasyonlarını finanse etme kabiliyetini kısıtlamayı hedeflerken, aynı zamanda Pekin yönetimi üzerinde de bir baskı unsuru oluşturuyor. ABD’li kaynaklar, bu ekonomik ablukanın sadece bir cezalandırma yöntemi olmadığını, nükleer müzakerelerde Tahran’ı taviz vermeye zorlayacak en güçlü koz olduğunu belirtiyor.

Bölgedeki askeri dengeler de bu ekonomik stratejiyle paralel şekilde şekilleniyor. Haziran 2025’te yaşanan gerilimin ardından ABD, Körfez bölgesine son yılların en büyük askeri sevkiyatını gerçekleştirmiş durumda. Bu tahkimat, bir yandan İsrail’in güvenliğini garanti altına almayı hedeflerken, diğer yandan İran’ın olası misillemelerine karşı bir caydırıcılık kalkanı oluşturuyor. Trump yönetimi, diplomasi masasının arkasında güçlü bir askeri varlık bulundurmanın, müzakerelerin sonucunu doğrudan etkileyeceğine inanıyor.

Diplomasi mi Yoksa Tam Tecrit mi?

Beyaz Saray’daki zirvede iki lider arasında nükleer dosya konusunda dikkat çekici bir yaklaşım farkı ortaya çıktı. İsrail Başbakanı Netanyahu, İran ile yapılacak herhangi bir anlaşmanın ‘ölü doğacağını’ ve Tahran’ın nükleer hedeflerinden asla vazgeçmeyeceğini savunarak Trump’ı tam tecrit politikasına ikna etmeye çalıştı. Netanyahu’ya göre, İran ile imzalanacak bir metin, Tahran’a zaman kazandırmaktan başka bir işe yaramayacak.

Ancak Donald Trump, kendi pragmatik dış politika anlayışı çerçevesinde diplomasiye hala bir açık kapı bırakıyor. Netanyahu’nun sert itirazlarına rağmen Trump’ın ‘Mümkün olup olmadığını göreceğiz, bir deneyelim’ şeklindeki ifadesi, Washington’un bir ‘Büyük Pazarlık’ peşinde olabileceği sinyalini veriyor. Bu süreç, 17 Şubat’ta Cenevre’de yapılması planlanan ikinci tur nükleer müzakerelerin gölgesinde ilerliyor. Umman’da başlayan ilk temasların ardından, Cenevre’deki masadan çıkacak sonuçlar Orta Doğu’da yeni bir dönemin kapısını aralayabilir ya da gerilimi geri dönülemez bir noktaya taşıyabilir.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir