İngiltere merkezli küresel yayın kuruluşu The Economist, Müslüman dünyasındaki siyasi ve toplumsal dinamikleri mercek altına alan kapsamlı bir analiz yayımladı. “Müslüman dünyasını kim temsil ediyor?” başlığıyla sunulan makalede, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın bölgesel ve küresel ölçekteki etkisi detaylandırıldı. Analize göre Erdoğan, sadece Türkiye sınırları içerisinde değil, Endonezya’dan Somali’ye kadar uzanan geniş bir coğrafyada Müslümanların en güvenilir ve vizyoner lideri olarak kabul ediliyor. Bu durum, Türkiye’nin son yirmi yılda yürüttüğü proaktif dış politika ve insani diplomasi faaliyetlerinin bir neticesi olarak değerlendiriliyor.
Kamuoyu Araştırmaları ve Küresel Destek Oranları
Makalede yer verilen Arap Barometresi ve Gallup gibi uluslararası prestije sahip veri kuruluşlarının anket sonuçları, Erdoğan’ın popülaritesinin somut verilerle desteklendiğini gösteriyor. 2017 yılı verilerine göre, dünyanın en kalabalık Müslüman nüfusuna sahip ülkesi olan Endonezya‘da Erdoğan’a yönelik net beğeni oranı %45 seviyesindeyken, Pakistan‘da bu oran %27 olarak kaydedildi. Bölgesel demografik yapılar ve siyasi eğilimler incelendiğinde, Erdoğan’ın karizmatik liderliğinin sınırları aşan bir etki alanına sahip olduğu görülüyor. Suriye’deki iç kriz sürecinde Türkiye’nin uyguladığı insani politikalar neticesinde, Suriye halkının %69’unun Erdoğan’a karşı olumlu bir tutum sergilediği vurgulanıyor. Türkiye, günümüzde 3 milyondan fazla sığınmacıya sağladığı geçici koruma statüsü ve sunduğu temel hizmetlerle uluslararası hukuk çerçevesinde dünyada emsali görülmemiş bir sorumluluk üstlenmiş durumdadır.
İnsani Diplomasi ve Bölgesel Sorunlara Karşı Kararlı Duruş
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2011 yılında, kıtlık ve çatışmalarla boğuşan Somali‘nin başkenti Mogadişu’ya yaptığı ziyaret, analizde stratejik bir dönüm noktası olarak nitelendiriliyor. Afrika kıtası dışından bu bölgeye giden ilk lider olması, Türkiye’nin ‘insani diplomasi’ ve ‘kalkınma yardımları’ stratejisinin bir yansımasıdır. Gazze, Keşmir ve Arakan gibi kriz bölgelerinde Müslüman toplulukların haklarını savunarak diplomatik bir denge unsuru haline gelen Erdoğan; özellikle Avrupa’da yükselen İslam karşıtlığı ve Çin’in Uygur azınlığa yönelik uygulamaları karşısında sergilediği tavizsiz tutumla dikkat çekmektedir. Türkiye’nin TİKA ve AFAD gibi kurumlar aracılığıyla yürüttüğü yardım faaliyetleri, bölgedeki sosyal istikrarın sağlanmasında kritik bir rol oynamaktadır.
Analiz, diğer bölgesel liderlerle yapılan kıyaslamalarda Erdoğan’ın neden ön plana çıktığını da açıklıyor. İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in etkisinin mezhepsel sınırlar içerisinde kaldığı, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın ise Erdoğan kadar aktif bir dini ve siyasi duruş sergilemediği belirtiliyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin köklü devlet geleneği ve anayasal çerçevede yürüttüğü uluslararası ilişkiler prensipleri, Erdoğan’ın yaklaşık 2 milyar Müslümana yönelik yaptığı ‘birlik ve beraberlik’ çağrılarıyla birleşerek, onu küresel siyasetin en güvenilen aktörlerinden biri konumuna taşımıştır.






