Yangın Ortasında Kalan Masumiyet: Savaşın Yeni Cephesi
Ortadoğu, bir kez daha savaşın en acımasız yüzüyle sarsılıyor. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı operasyonlar, askeri hedeflerden sivil altyapıya sıçradığında, aslında insani bir kırmızı çizgi daha ihlal edilmiş oldu. Başkent Tahran ile Hazar Denizi’ni birbirine bağlayan, henüz tam olarak hizmete dahi açılmamış B1 otoyolu üzerindeki B1 köprüsünün bombalanması, bu kanlı destanın en yeni ve en trajik halkasıdır. Bombaların hedef aldığı bu köprüde sekiz masum can, doksan beş kişi ise yaralı olarak hayata tutunmaya çalışırken, dünyanın vicdanı bir kez daha ağır bir darbe aldı. Zira savaşın en büyük mağdurları, daima siyasetin ve silahların gölgesinde kalan sıradan insanlardır.
Savaşın Acımasız Yüzü: Köprüler Çöküyor, Umutlar Tükeniyor
Bu saldırı, sıradan bir askeri operasyonun ötesinde, stratejik bir mesaj taşıyor gibi görünüyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Onları ait oldukları yere, Taş Devri’ne döndüreceğiz’ şeklindeki tehditkar sözleri, ne yazık ki sadece birkaç saat içinde korkunç bir gerçeğe dönüştü. Sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada ‘ordumuz, İran’da geriye kalanları yok etmeye henüz başlamadı bile’ diyerek adeta yeni bir felaketin sinyallerini veren Trump, sıradaki hedeflerin köprüler ve elektrik santralleri olduğunu açıkça dile getirdi. Bu açıklamalar, sadece fiziki yıkımı değil, aynı zamanda bir ülkenin yaşam damarlarını kesme niyetini de gözler önüne seriyor. Savaşın bu yeni evresinde, yalnızca ordular değil, günlük yaşamın tüm bileşenleri hedef tahtasına oturtuluyor; bu da çatışmanın boyutunu dehşet verici bir noktaya taşıyor.
Nevruz’un Yas Gölgesi: Halkın Yüreğinde Açılan Yaralar
Saldırının zamanlaması da ayrı bir trajedi barındırıyor. İran’ın kuzeyinde, 136 metrelik yüksekliğiyle Ortadoğu’nun en büyük köprülerinden biri olan B1, halkın geleneksel olarak doğaya çıktığı ve baharın gelişini kutladığı Nevruz’un 13. günü, yani ‘Sizdah Be-dar’ (Tabiat Günü) sırasında vuruldu. Hayatını kaybedenlerin, köprü yakınında seyir halinde olan araçlardaki yolcular ve doğada vakit geçiren siviller olması, acıyı ve öfkeyi katlayarak büyüttü. Bayram gününde gelen bu ölümcül darbe, İran halkının hafızasına silinmez bir yara olarak kazınacaktır. Sivil altyapıyı hedef almak, savaş suçu niteliği taşırken, halkın en özel günlerinden birinde bu eylemi gerçekleştirmek, insanlık adına utanç verici bir saldırganlık örneğidir.
İran’dan Onurlu Duruş: ‘İtibar Onarılmaz!’
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’den gelen tepki gecikmedi. Sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada ‘Tamamlanmamış köprüleri hedef almak İranlıları teslim olmaya zorlamaz’ diyerek ABD ve İsrail’in sivil altyapıya yönelik saldırılarının, aslında ‘düşmanın yenilgisine ve çöküşüne’ işaret ettiğini vurguladı. Bakan Arakçi, yıkılan köprülerin daha güçlü bir şekilde yeniden inşa edileceğini ancak ABD’nin zarar gören itibarının asla onarılamayacağını belirterek, bu onurlu duruşun bedelinin ağır olduğunu ancak teslimiyetin söz konusu olmadığını tüm dünyaya ilan etti. Bu sözler, yıkıma karşı bir direnişin, baskıya karşı bir onur mücadelesinin ilanıdır.
Uluslararası Hukukun Vicdanı Nerede Duruyor?
Savaşın bu acımasız yüzüne karşı uluslararası hukuk camiasından da güçlü bir tepki yükseldi. Yale, Columbia, Harvard gibi dünyanın saygın üniversitelerinden 100’den fazla uluslararası hukuk profesörü, ABD ve İsrail’in askeri operasyonlarının uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunan ortak bir açık mektup yayımladı. Akademisyenler, saldırıların Birleşmiş Milletler Şartı’nda düzenlenen güç kullanma yasağını ihlal edebileceği uyarısında bulunurken, sivil yerleşim alanları ile enerji ve temel altyapı tesislerinin hedef alınmasının uluslararası insancıl hukuk açısından ciddi sorunlar yaratacağını dile getirdi. Bu uyarılar, sadece bir hukuk metni değil, aynı zamanda insanlığın ortak vicdanının sesidir. Bu çizgiyi aşmak, uluslararası düzeni tamamen kaosa sürükleme riskini taşır.
Ateşkes Çağrısı ve Acı Gerçek: Çatışma Derinleşiyor
Tüm bu yıkım ve gerilime rağmen, ABD’nin üçüncü bir ülke aracılığıyla İran’a 48 saatlik ateşkes önerisinde bulunduğu iddia edildi. Ancak Fars Haber Ajansı’nın bildirdiğine göre, İran bu teklifi sahada saldırılarına devam ederek reddetti. Bu durum, çatışmanın sadece fiziki değil, diplomatik düzlemde de ne denli derinleştiğini ve tarafların uzlaşma zemininden ne kadar uzaklaştığını gösteriyor. Ateşkesin reddedilmesi, bölgede barış umutlarını bir kez daha rafa kaldırırken, sivil kayıpların ve yıkımın artarak devam edeceğinin acı bir habercisi oluyor. Bu savaş, ne yazık ki sadece coğrafyayı değil, insanlığın ortak değerlerini de yıkıma uğratıyor.






