Yangın Bulutu Nedir ve Nasıl Oluşur?
KTÜ Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ertuğrul Bilgili, yangın bulutu (pyrocumulonimbus) etkisiyle büyüyen yangınların alışılagelmiş söndürme metotlarıyla kontrol altına alınmasının pek mümkün olmadığını vurguluyor.
Bilgili, bu durumu yangının kendi hava mekanizmasını faaliyete geçirmesi şeklinde tanımlayarak, müdahaleyi aşırı derecede zorlaştırdığını hatta imkansız kıldığını belirtiyor.
Güneybatı Avrupa genelinde etkili olan şiddetli orman yangınları sebebiyle Fransa ve İspanya’da yüz binlerce vatandaş güvenli bölgelere tahliye edildi. Rekor düzeydeki sıcaklıklar, uzun süreli kuraklık ve sert rüzgarlar söndürme faaliyetlerini sekteye uğratırken, belirli bölgelerde alevlerin kendi meteorolojik koşullarını oluşturmaya başladığı gözlendi.
Fransa’nın Bordeaux kenti yakınlarında etkili olan yangının tepesinde “pyrocumulonimbus” adı verilen devasa bir yangın bulutu meydana geldi. Fransa topraklarında ilk kez belgelenen bu durum, alevlerin yayılma hızını artırırken rüzgarın yönünü öngörülemez kılıyor ve yangının hangi istikamete yöneleceğini kestirmeyi güçleştiriyor.
Pyrocumulonimbus, olağanüstü büyüklükteki ve yüksek yoğunluktaki yangınların meydana getirdiği aşırı sıcak hava, duman parçacıkları, kül ve nemin atmosferin üst tabakalarına doğru süratle tırmanması sonucu oluşmaktadır.
Alevlerin üzerindeki bu aşırı ısınmış hava tabakası güçlü bir kolon halinde gökyüzüne yükselirken, yukarıdaki soğuk hava kütleleriyle temas eder. Yükselen hava soğudukça bünyesindeki nem yoğunlaşır ve gökyüzünde kilometrelerce dikey yüksekliğe erişebilen devasa fırtına bulutlarına dönüşür.
Prof. Dr. Bilgili, bu tür ekstrem yangın reaksiyonlarının gelişmesinde sadece yangının boyutunun değil, sahadaki yanıcı maddelerin niteliğinin ve güncel hava şartlarının da kritik rol oynadığını vurguluyor.
Özellikle yıllar sürebilen kuraklık evrelerinin ardından gelen aşırı yüksek sıcaklık, kuvvetli rüzgar ve çok düşük nem oranları, orman zeminindeki kuru bitki örtüsünün nemini kritik düzeylerin altına indirir. Bu durum, başlayan bir yangının çok kısa süre içerisinde devasa miktarda enerji üretmesine yol açar.
Bilgili, Türkiye’de 2021 senesinde meydana gelen büyük orman yangınlarının bazı safhalarının da bu tür olağanüstü yangın davranışlarına kısmi birer örnek teşkil ettiğini dile getiriyor.
Alevleri Besleyen Meteorolojik Güç
Oluşan yangın bulutu, sadece pasif bir duman birikintisinden ibaret kalmayıp, kendi rüzgarlarını, iç hava akımlarını ve yıldırımlarını üretebilen aktif bir sisteme dönüşmektedir.
Bulut kütlesinin içerisinde meydana gelen sert ve aşağı yönlü hava akımları, yangın sahasındaki rüzgarın esme hızını ve yönünü saniyeler içinde değiştirebilir. Belirli bir yöne ilerlediği varsayılan alevler, dakikalar içinde ters istikamete yönelerek müdahale ekiplerini savunmasız bırakabilir.
Bu anlık yön değişimleri, sahada mücadele eden personelin can güvenliği için en büyük tehditlerden birini oluşturur. Daha önce güvenli olduğu değerlendirilen sahalar, ani rüzgar hamleleriyle bir anda alevlerin merkez üssü haline gelebilir.
Ayrıca bulutun elektriksel olarak yüklenmesiyle ortaya çıkan yıldırımlar, ana yangın odağından kilometrelerce uzaklıktaki kuru alanlara düşebilir. Bu durum, ana yangınla doğrudan teması olmayan yepyeni odaklerin belirmesine ve söndürme unsurlarının bölünmesine yol açar.
Eş zamanlı olarak, yangın alanından kopan kor halindeki parçalar güçlü hava akımlarının etkisiyle kilometrelerce öteye savrulabilir. Bu korların kuru bitki örtüsüyle buluşması, ana yangının çok ilerisinde yeni alev cephelerinin açılmasıyla sonuçlanır.
Doğrudan Müdahale İmkansız Hale Geliyor
Fransız idareciler, bazı kritik bölgelerde alevlere doğrudan müdahale etme şansının kalmadığını bildirdi. Alev boyu, açığa çıkan yüksek enerji ve değişken rüzgarlar, karadan ve havadan yürütülen çalışmaları tehlikeli boyutlara ulaştırmaktadır.
Prof. Dr. Bilgili, yangınların şiddet derecesine göre doğrudan müdahale, dolaylı müdahale ve kontrol altında serbest bırakma şeklinde üç farklı mücadele yöntemi bulunduğunu aktarıyor.
Ancak pyrocumulonimbus kaynaklı yangınların en üst zorluk kategorisinde yer aldığını belirten Bilgili, bu sınıftaki afetlerin kesinlikle mücadele edilebilir limitlerin dışında kaldığını ifade ediyor.
Bu evrede hava ve kara araçlarının doğrudan alevlerin üzerine sevk edilmesi fayda sağlamadığı gibi, can ve araç kaybı riskini de ciddi oranda artırmaktadır.
Uzmanlara göre, öncelikle yangının ilerleme rotasının ve davranış biçiminin bilimsel simülasyonlarla tespit edilmesi gerekmektedir. Yangının şiddetinin düşmesi beklendikten sonra, emniyetli mesafelerde koridorlar açılabilir veya uygun iklim koşullarında kontrollü karşı ateş metodu uygulanabilir.
Eldeki imkanların netice alınamayacak noktalarda tüketilmemesi, bunun yerine stratejik lokasyonlarda rezerve edilmesi, yangın kontrol edilebilir düzeye gerilediğinde müdahalenin başarısını artırır.
Öncelikli Hedef Can Güvenliği ve Tahliye
Pyrocumulonimbus etkisi altındaki orman yangınlarında temel strateji, alevleri söndürmekten ziyade can kayıplarının önüne geçmektir.
Risk altındaki yerleşim yerlerindeki vatandaşların ve sahada görev yapan personelin güvenli tahliyesi ilk sırada yer almaktadır. Yangının yayılma hızı ve yönü sürekli değiştiği için tahliye kararlarının hiç vakit kaybedilmeden uygulanması önem arz eder.
Fransa’daki söndürme ekipleri de belirli bölgelerde aktif taarruz yerine savunma ağırlıklı bir plana geçiş yaptı. İtfaiye birimlerinin önceliği yerleşim yerlerini korumaya almak, kaçış güzergahlarını açık tutmak ve sivillerin güvenli noktalara ulaşmasını sağlamak oldu.
Uzmanlar, yangının tamamen söndürülebilmesi için uzun soluklu ve kuvvetli yağışlerin gerçekleşmesi ya da alevlerin deniz, yanmış arazi veya yanıcı madde barındırmayan doğal engellere ulaşması gerektiğini ifade ediyor.
Türkiye de Benzer Bir Tehditle Karşı Karşıya
Prof. Dr. Bilgili, Fransa’da ilk kez gözlenen bu yangın bulutu fenomeninin Türkiye’de de yaşanma olasılığının son derece yüksek olduğunu vurguluyor.
Türkiye genelinde sadece değişen iklim koşulları değil, son dönemde yaşanan demografik ve sosyo-ekonomik dönüşümler de büyük yangın risklerini tetikliyor. Kırsal bölgelerden şehirlere göçün artması, hayvancılık faaliyetlerinin gerilemesi, orman köylerinin boşalması ve odunun yakıt olarak kullanımının azalması, ormanlar üzerindeki insan etkisini zayıflattı.
Bu durum orman alanlarının sınır olarak genişlemesine imkan tanırken, diğer taraftan orman tabanında kuru dal, çalı, yaprak gibi yanıcı maddelerin kontrolsüz biçimde birikmesine zemin hazırladı.
Bilgili’nin paylaştığı verilere göre, geçmişte yaklaşık 100 hektarlık sahada açığa çıkan toplam enerji miktarı, günümüzde biriken yanıcı madde yoğunluğu sebebiyle 70-80 hektarlık daha dar alanlarda açığa çıkabilmektedir. Bu da yangınların çok daha kısa sürede yüksek bir yıkım gücüne ulaşmasına neden olmaktadır.
Uzun süren kuraklıklar, mevsim normallerinin üzerindeki sıcaklıklar, düşük nem oranları ve şiddetli rüzgar bu birikimle bir araya geldiğinde yangınların kontrolden çıkma ihtimali yükseliyor.
Ülke Genelindeki Riskli Bölgeler
Türkiye’de en yüksek riskli alanların Akdeniz ve Ege bölgeleri olmaya devam ettiği belirtiliyor. Sıcaklık artışı, yağış yetersizliği ve yaz kuraklığının uzaması sebebiyle bu havzalarda hem yangın sayısının hem de şiddetinin artacağı öngörülüyor.
Ancak tehlike artık sadece geleneksel olarak orman yangınlarıyla bilinen sahil şeridiyle sınırlı değil.
Orta ve Batı Karadeniz’in iç kesimleri de uzun soluklu kuraklık periyotları ve yanıcı madde birikimi yüzünden her geçen gün daha hassas hale geliyor. Geçmişte büyük yangınların nadiren görüldüğü bu iç kesimlerde, değişen iklim parametreleriyle birlikte büyük çaplı afetlerin yaşanma riski tırmanıyor.
Prof. Dr. Bilgili, son yıllarda bu havzalarda meydana gelen orman yangınlarının, tehlikenin artık teorik bir tahminden ibaret olmadığını gösterdiğini ifade ediyor.
Yangın Öncesi Tedbirler Ön Plana Çıkmalı
Türkiye’nin orman yangınlarıyla mücadelede güçlü bir teknik donanıma, hava gücüne ve tecrübeli uzman kadroya sahip olduğunu hatırlatan Bilgili, buna rağmen pyrocumulonimbus benzeri ekstrem hava olaylarında bu kapasitenin yetersiz kalabileceğini belirtiyor.
Mevcut müdahale sisteminin büyük oranda yangın başladıktan sonraki hızlı müdahaleye odaklandığını söyleyen uzmanlar, yangın öncesindeki hazırlık ve önleme çalışmalarının ağırlık kazanması gerektiğine dikkat çekiyor.
Ormanlardaki yanıcı madde birikiminin azaltılması amacıyla kontrollü yakma teknikleri ve mekanik temizleme işlemlerinin yaygınlaştırılması tavsiye ediliyor. Yangın yönetim stratejilerinin, iklim senaryolarını ve yangın yayılım modellerini içeren bilimsel yöntemlerle desteklenmesi isteniyor.
Yeni nesil teknolojilerle entegre edilmiş erken uyarı sistemleri ile karar destek yazılımlarının geliştirilmesi de öncelikli adımlar arasında gösteriliyor.
Hassas bölgelerde yaşayan vatandaşların tahliye rotaları, afet anında yapılması gerekenler ve konut çevrelerinde alınabilecek yangın önlemleri konusunda eğitilmesi gerekiyor. Hazırlanacak acil eylem planlarında orman köylülerinin, yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının da aktif rol alması önem taşıyor.
Orman sınırları ile yerleşim, tarım ve turizm tesislerinin kesiştiği alanlarda ise alevlerin yayılmasını yavaşlatacak yeşil kuşaklar ve yangına dirençli arazi planlamalarının hayata geçirilmesi öneriliyor.
Fransa’da Sıcaklıklar 38 Dereceye Ulaşıyor
Fransa’nın güney kesimlerinde hava sıcaklığının 38 dereceye kadar tırmanması bekleniyor. Ülke genelinde yaz mevsiminin başından bu yana dördüncü sıcak hava dalgası yaşanırken, mayıs ayından beri kaydedilen yağış azlığı ormanlık alanlar ile tarım arazilerini tamamen kuruttu.
Kuruyan bitki örtüsü ve tarım alanları yangının yayılması için birer yakıt kaynağı vazifesi görüyor. Kuvvetli rüzgarlar ise kıvılcımları çok kısa sürede kilometrelerce uzağa taşıyarak yangın alanını genişletiyor.
Yaşanan yangın felaketinde iki kişinin yaşamını yitirdiği, 75 kişinin ise yaralandığı kaydedildi. Çok sayıda konut, köy ve tarım arazisi zarar görürken, bazı bölgelerde çiftçiler söndürme ekiplerine destek sağlamak amacıyla traktörlerle su tankerleri taşımaya başladı.
Bilim insanları, küresel iklim değişikliğine bağlı olarak uzun süreli sıcak hava dalgalarının, kuraklıkların ve büyük orman yangınlarının sıklığının arttığına dikkat çekiyor.
Geçmiş yıllarda ağırlıklı olarak Avustralya, Kanada ve ABD gibi coğrafyalarda gözlenen pyrocumulonimbus bulutlarının artık Avrupa ve Türkiye’nin yer aldığı iklim kuşağında da görülmeye başlanması, küresel orman yangını tehdidinin çok daha tehlikeli bir faza ulaştığını açıkça ortaya koyuyor.
Kaynak: Hürriyet






