İsrail siyasetinin en kritik isimlerinden biri olan Kabine Sekreteri Yossi Fuchs’un Kudüs’te düzenlenen bir konferansta dile getirdiği iddialar, Orta Doğu denklemini kökten sarsacak bir diplomatik depremin habercisi niteliğinde. Fuchs, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hamas’a silahsızlanma süreci için 60 günlük net bir takvim sunduğunu ve İsrail hükümetinin bu mühleti stratejik bir saygıyla karşıladığını ifade etti. Bu açıklama, 11 Şubat tarihinde Beyaz Saray’da gerçekleşen Trump-Netanyahu zirvesinin ardından kamuoyuna yansıyan en somut ve en sert plan olarak kayıtlara geçti. Bugüne kadar kapalı kapılar ardında konuşulan bu ’60 gün’ şartı, ilk kez resmi bir ağızdan, üstelik net bir askeri tehdit eşliğinde teyit edilmiş oldu.
Washington ve Kudüs Hattında Yeni Yol Haritası
Haberin detaylarında dikkat çeken en can alıcı nokta, silahsızlanma tanımının kapsamı. Fuchs, bu sürecin sadece ağır silahları veya roket sistemlerini değil, piyade tüfekleri de dahil olmak üzere her türlü bireysel silahlanmayı kapsadığının altını çiziyor. Başbakan Netanyahu’nun geçtiğimiz günlerde yaptığı ‘Gazze’de artık ağır silah kapasitesi kalmadı’ şeklindeki itirafı, aslında bu yeni stratejinin taşlarını döşeyen bir ön hazırlıktı. İsrail yönetimi, Hamas’ın elindeki son tüfeği de alana kadar askeri baskıyı ve kuşatmayı bir kaldıraç olarak kullanmaya kararlı görünüyor. Fuchs’un vurguladığı üzere, eğer bu iki aylık süre zarfında mutlak bir silahsızlanma sağlanmazsa, İsrail ordusunun Gazze’ye yönelik operasyonlarına çok daha şiddetli bir şekilde geri döneceği uyarısı, bölgedeki gerilimi en üst düzeye taşıyor.
Bölgesel İstikrar mı Yoksa Yeni Bir Çatışma Dalgası mı?
Uluslararası ilişkiler uzmanları ve stratejistler, bu 60 günlük ültimatomun gerçekçi bir çözümden ziyade, gelecekteki olası askeri harekatları meşrulaştıracak bir ‘diplomatik zemin’ hazırlığı olabileceği görüşünde birleşiyor. Hamas gibi köklü bir ideolojik ve askeri yapının, sadece 60 gün içinde tüm envanterinden feragat ederek tamamen silahsızlanması, askeri literatürde koşulsuz bir teslimiyet anlamına geliyor. Sahadaki gerçekliğin bu talebe ne ölçüde yanıt vereceği ise büyük bir belirsizlik konusu. Gazze halkı için bu kritik süre, ya yıllardır süregelen yıkımın ardından kalıcı bir sükunete giden yolun başlangıcı olacak ya da çok daha yıkıcı bir ateş çemberinin fitilini ateşleyecek. Washington’un bu iddialar karşısındaki tutumu ve bölgedeki aktörlerin hamleleri, önümüzdeki iki ayın sadece Filistin ve İsrail için değil, tüm küresel jeopolitik dengeler için bir kader sınavı olacağını gösteriyor.






