Budapeşte’de Yeni Bir Dönemin Sinyalleri
Macaristan siyasetinin son dönemdeki en tartışmalı figürü Peter Magyar, Budapeşte’de düzenlediği basın toplantısıyla sadece yerel siyasete değil, tüm Avrupa jeopolitiğine bomba gibi düşen açıklamalar yaptı. Viktor Orban’ın yıllardır ilmek ilmek işlediği Moskova ile yakınlaşma politikasını ‘Truva Atı’ benzetmesiyle yerden yere vuran Magyar, iktidara gelmeleri durumunda Macaristan’ın dış politikasında 180 derecelik bir dönüş yapacağının sinyallerini verdi. Bu çıkış, sadece bir seçim vaadi değil, aynı zamanda Avrupa Birliği koridorlarında aylardır konuşulan ‘Macaristan’ı kim kontrol ediyor?’ sorusuna verilmiş sert bir yanıt niteliği taşıyor.
90 Milyar Euro’luk Krizin Kilidi Çözülüyor mu?
Magyar’ın en dikkat çekici vaatlerinden biri, Avrupa Birliği’nin Ukrayna için planladığı ancak Orban engeline takılan 90 milyar Euro’luk kredi paketine yönelik oldu. Magyar, iktidara geldikleri ilk an bu veto kararını kaldıracaklarını ilan etti. Bu hamle, sadece Ukrayna’ya nefes aldırmakla kalmayacak, aynı zamanda Budapeşte ile Brüksel arasında yıllardır süren ‘hukukun üstünlüğü’ ve ‘fon dondurma’ savaşlarını da sona erdirebilir. Peki, Magyar’ı bu kadar iddialı bir çıkış yapmaya iten güç ne? Perde arkasında, Macar halkının Avrupa’dan izole olma korkusunun ve ekonomik sıkıntıların yattığı açıkça görülüyor. Orban’ın Rusya ile kurduğu ‘özel dostluk’ artık Macar toplumu için bir avantajdan ziyade ağır bir yük haline dönüşmüş durumda.
Enerji Hattında Paks-2 Çatlağı
Mesele sadece diplomatik nezaket kurallarıyla sınırlı değil; işin içinde çok büyük bir enerji ve finans savaşı var. Magyar, Rusya’nın Macaristan’daki en büyük yatırımı olan Paks-2 nükleer santral projesini mercek altına alacaklarını ve gerekirse revize edeceklerini açıkladı. Bu proje, Moskova’nın Orta Avrupa üzerindeki enerji baskısını kalıcı hale getirecek bir hamle olarak görülüyordu. Magyar’ın ‘Rusya ile ilişkimiz olacak ama bu bir dostluk değil, mesafeli bir diyalog olacak’ sözleri, Kremlin’in enerji üzerinden yürüttüğü nüfuz operasyonuna doğrudan bir meydan okuma anlamına geliyor. Vladimir Putin ile telefon trafiği konusundaki ‘İlk arayan ben olmayacağım’ çıkışı ise Macaristan’ın artık masada ‘boyun eğen’ değil, şartlarını dayatan bir taraf olmak istediğini kanıtlıyor.
Kremlin’in “Bekle ve Gör” Stratejisi
Moskova cephesi ise her zamanki soğukkanlı ve mesafeli tavrını koruyor. Kremlin’den yapılan açıklamada, seçim sürecindeki söylemlerin bir ‘hengâme’ olduğu ve Macaristan’daki yeni yönetimin eylemlerine bakılacağı vurgulandı. Ancak bu sakinliğin altında ciddi bir rahatsızlığın yattığını tahmin etmek zor değil. Macaristan gibi Avrupa Birliği ve NATO üyesi bir ülkenin, Rusya’nın blok içindeki en güçlü sesi olmaktan çıkması, Moskova’nın Avrupa satranç tahtasındaki en önemli kalelerinden birini kaybetmesi demek. Şimdi tüm gözler, Magyar’ın bu sert söylemlerinin sahada nasıl bir karşılık bulacağına ve Orban’ın bu baskıya karşı nasıl bir kontra atak geliştireceğine çevrilmiş durumda.






