Diplomatik Bir Tuzak mı, Stratejik Bir Manevra mı?
Orta Doğu’nun kaynayan kazanında kartlar yeniden dağıtılırken, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yapılması muhtemel görüşmeyi elinin tersiyle itmesi gündeme bomba gibi düştü. Bu sadece diplomatik bir nezaketsizlik değil, aslında bölgedeki güç dengelerini sarsan bir meydan okumadır. Lübnanlı kaynaklara göre Avn, saldırılar tüm şiddetiyle devam ederken kurulacak bir masanın barıştan ziyade bir teslimiyet fotoğrafı vereceğinin farkında. Kendi halkının öfkesini ve ülkesindeki derin kutuplaşmayı hesaba katan bir liderin, somut bir ateşkes sözü almadan masaya oturması siyasi bir intihardan farksızdır.
Sızıntılar ve Halkla İlişkiler Savaşları
İsrail kanadından, özellikle de Bakan Gila Gamliel tarafından servis edilen ‘görüşme olacak’ haberleri, aslında diplomasinin karanlık yüzünü gösteriyor. Henüz olgunlaşmamış, üzerinde mutabakata varılmamış bir süreci medyaya sızdırmak, karşı tarafı köşeye sıkıştırma taktiğidir. Ancak bu kez plan ters tepti. Avn, Netanyahu ve Trump’ın bu görüşmeyi sadece bir seçim yatırımı veya uluslararası prestij kazanma aracı (PR) olarak kullanmak istemesini reddetti. İsrail tarafının spekülasyonlarla dolu açıklamaları, Lübnan tarafındaki hayal kırıklığını artırmaktan başka bir işe yaramadı. Kendi toprakları ateş altındayken, hiçbir geleceği olmayan bir sürecin parçası olmak, Avn için kabul edilebilir bir seçenek değildi.
Lübnan’ın İçindeki Fay Hatları Tetikleniyor
Lübnan sadece dış tehditlerle değil, aynı zamanda ekonomik çöküş ve iç siyasi gerilimlerle de boğuşuyor. Böyle bir iklimde Netanyahu ile el sıkışmak, Beyrut sokaklarında zaten var olan öfkeyi körüklemek demektir. Avn’ın bu görüşmeyi reddetmesi, aslında halkın nabzını tuttuğunun bir göstergesidir. Muhalefetin bu konudaki keskin tavrı, Cumhurbaşkanı’nın manevra alanını daraltıyor. Sonuç üretmeyecek, saldırıları durdurmayacak ve sadece fotoğraf karelerinde kalacak bir buluşma, Lübnan’ın toplumsal barışına dinamit koymak anlamına gelecektir. Bu yüzden reddedişin arkasında sadece askeri nedenler değil, aynı zamanda ulusal birlik kaygısı yatıyor.
Sonu Olmayan Bir Yolun Yolcusu Olmamak
Meseleyi sadece iki liderin görüşmesi olarak görmek büyük bir hata olur. Bu, bölgedeki normalleşme çabalarının ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha kanıtladı. İsrail’in saldırgan tutumunu değiştirmeden masaya davet etmesi, Lübnan tarafında bir ‘samimiyet testi’ olarak algılandı ve sınıfta kaldı. Resmi kaynakların ‘bilgimiz yok’ açıklamaları ise aslında kapıların şimdilik tamamen kapandığının bir kanıtı. Şimdi asıl soru şu: Diplomasi bir kez daha silahların gölgesinde mi kalacak, yoksa bu reddediş daha gerçekçi ve adil bir masanın kurulması için bir milat mı olacak? Görünen o ki, bedeli ödenmemiş bir barış, Lübnan için bir seçenek değil.






