Gerilimin Fitilini Ateşleyen Ziyaret
Kudüs yine diken üstünde. Son 38 gündür girişlerin kısıtlandığı, ibadetin neredeyse imkansız hale geldiği Mescid-i Aksa, bu kez İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in provokatif ziyaretiyle dünya gündemine oturdu. Kudüs İslami Vakıflar İdaresi’nden gelen açıklamaya göre, Ben-Gvir, Mescid-i Aksa’nın batı duvarındaki Meğaribe Kapısı’ndan sahaya adım attı. Bu, sadece sıradan bir ziyaret değil, zaten gergin olan atmosferi daha da körükleyecek, statükoyu hiçe sayan bir gövde gösterisi olarak yorumlanıyor. Ben-Gvir’in daha önceki eylemleri ve sert söylemleri düşünüldüğünde, bu girişin, bölgedeki hassas dengeleri altüst etme potansiyeli taşıdığı açık. Ziyaretin detayları sır gibi saklansa da, yaşananlar, bölgedeki sessizliğin aslında büyük bir fırtınanın öncesi olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Kilit Altındaki Kutsallar: Neden Kapatıldı?
Mescid-i Aksa’nın kapıları tam 38 gündür kilitli. İnananların kalbine sığmayan bu karar, uluslararası camiada da yankı buldu. İsrail makamları, bu kapatmayı ABD ortaklığında İran’a yönelik 28 Şubat’ta başlatılan saldırılarla eş zamanlı uygulamaya koydu ve ‘güvenlik durumu’nu gerekçe gösterdi. Ancak bu güvenlik argümanı, bölgede yaşayan Filistinliler için ikna edici olmaktan çok uzak. Çünkü kapanan sadece Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa değil. Hristiyan dünyası için de en kutsal mekanlardan biri olan, Hz. İsa’nın çarmıha gerildiğine ve dirildiğine inanılan Kudüs’teki Kıyamet Kilisesi de aynı gerekçeyle kapılarını ziyarete kapattı. Bu iki büyük din için hayati öneme sahip ibadethanelerin aynı anda erişime kapatılması, durumun vahametini ve sadece askeri değil, aynı zamanda dini ve siyasi bir krizi de beraberinde getirdiğini gösteriyor. İsrail’in olağanüstü hal uygulamasını nisan ortasına kadar uzatması, ancak Aksa’nın akıbeti hakkında sessiz kalması, belirsizliği ve gerilimi tırmandırıyor.
İnananlar İçin Kutsal Direniş
38 gündür kapıları kapalı olan Mescid-i Aksa’da yalnızca cami görevlileri ve Kudüs İslami Vakıflar İdaresi personeli namaz kılabiliyor. Milyonlarca Filistinli ise namazlarını kentteki küçük camilerde eda etmek zorunda kalıyor. Cuma namazı gibi toplu ibadetlerin dahi aksaması, bölgedeki Müslüman halkın dini özgürlüklerine ağır bir darbe indiriyor. Kutsal mekanlarına erişimin engellenmesi, sadece ibadetlerini yerine getirme imkanını ortadan kaldırmakla kalmıyor, aynı zamanda kimliklerinin ve aidiyet duygularının da hedef alındığı algısını güçlendiriyor. Her geçen gün artan bu gerilim, Filistinlilerin Kudüs’teki varlığını ve haklarını savunma mücadelesinin bir parçası haline geliyor. Kutsal mekanlara girişin engellenmesi, bölgedeki demografik ve kültürel dengeleri değiştirmeye yönelik bir adım olarak görülüyor ve bu durum, inananlar arasında büyük bir haksızlık ve öfke yaratıyor.
Bölgede Tansiyon Yükseliyor: Dünya Nereye Bakıyor?
Mescid-i Aksa ve Kıyamet Kilisesi’nin uzun süreli kapalı kalması, sadece Kudüs’ü değil, tüm Ortadoğu’yu etkisi altına alan büyük bir soruna işaret ediyor. Zaten kırılgan olan bölge barışı, bu tür provokasyonlar ve kısıtlamalarla daha da tehlikeli bir hal alıyor. Uluslararası kamuoyunun bu duruma yeterince ses çıkarmaması ise, Filistin halkının yalnız bırakıldığı hissiyatını pekiştiriyor. BM, Avrupa Birliği ve diğer büyük küresel aktörlerden gelen tepkiler genellikle cılız kalıyor ya da durumu yatıştırmakta yetersiz kalıyor. Bu sessizlik, İsrail’in bu tür adımları atmaya devam etmesinde cesaretlendirici bir etken olarak yorumlanıyor. Kutsal mekanların siyasi birer piyon haline getirilmesi, sadece Ortadoğu’daki istikrarsızlığı artırmakla kalmıyor, aynı zamanda farklı inanç grupları arasındaki gerilimi de körüklüyor. Bu durumun, önümüzdeki dönemde daha büyük çatışmalara zemin hazırlayabileceğinden endişe ediliyor. Kudüs’ün geleceği, bu kilitli kapıların ardında yatan sırla birlikte belirsizliğini koruyor.






