Ortadoğu’da Sular Isınıyor: İran’ın BM Hamlesi Ne Anlama Geliyor?
Ortadoğu satranç tahtasında hamleler sertleşiyor, ancak bu seferki hamle sadece diplomatik bir sitemden ibaret değil. İran’ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Said İravani’nin; Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Katar ve Kuveyt’i hedef alarak BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu şikayet mektubu, bölgedeki dengelerin ne kadar bıçak sırtında olduğunu bir kez daha kanıtladı. Tahran yönetimi, komşularını “ateşle oynamakla” suçluyor ve kendi topraklarının üçüncü ülkelere —ki burada kastedilenin ABD ve İsrail olduğunu anlamak için uzman olmaya gerek yok— peşkeş çekilmesine artık tahammül etmeyeceğini açıkça ilan ediyor.
Mesele sadece bir egemenlik tartışması değil, aslında perde arkasında devasa bir güvenlik ve ekonomi denklemi yatıyor. İran, komşu ülkelerin topraklarının kendilerine karşı bir saldırı üssü olarak kullanılmasına göz yumulmasını uluslararası hukuka aykırı buluyor. İravani’nin mektubunda altını çizdiği “meşru müdafaa hakkı” ve “gerekli tüm önlemleri alma” ifadesi, diplomasi dilinde aslında “Eğer oradan bize bir mermi gelirse, karşılığını sadece atan değil, attıran da alır” demenin kibarcasıdır.
Ekonomik Fatura Kapıda: Petrol ve Navlun Fiyatları Tetikte
Peki, vatandaşın cebini bu gerilim nasıl etkiler? Ekonomi şefi olarak söyleyeyim: Körfez’de yükselen her tansiyon, doğrudan akaryakıt istasyonundaki tabelaya ve marketteki raf fiyatına yansır. Katar, Kuveyt, BAE ve Suudi Arabistan; dünyanın enerji damarları olan ülkeler. İran’ın bu ülkelere yönelik sertleşen üslubu, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğini riske attığı anda Brent petrolün varil fiyatının üç haneli rakamlara fırlaması işten bile değil. Navlun fiyatlarındaki artış ise ithal ettiğimiz her ürünün maliyetine binmek için pusuda bekliyor.
İyi Komşuluk mu Yoksa Stratejik Ortaklık mı?
İran’ın şikayet dilekçesinde vurgulanan “iyi komşuluk ilkeleri”, bölge ülkeleri için zorlu bir sınav niteliğinde. Bir yanda Amerikan üslerine ev sahipliği yapan ve güvenlik şemsiyesini Batı’da arayan Körfez monarşileri, diğer yanda bu durumu doğrudan varoluşsal bir tehdit olarak gören bir İran var. Tahran, komşu hükümetlere “topraklarınızın sömürülmesini engelleyin” derken aslında bölgedeki Amerikan askeri varlığına karşı topyekün bir baskı kurmaya çalışıyor. Bu gerilim tırmanmaya devam ederse, bölgedeki devasa altyapı yatırımları ve turizm projeleri de güvenli liman olma özelliğini kaybedebilir.
Son tahlilde, diplomatik evraklar arasında gidip gelen bu mektuplar aslında yaklaşan fırtınanın habercisi. Ortadoğu’da siyasi istikrarın bozulması, zaten kırılgan olan küresel piyasaları darmadağın etmeye yetebilir. Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için bu tip restleşmeler, bütçe dengelerinden enflasyon hedeflerine kadar her şeyi altüst etme potansiyeline sahip. Görünen o ki, İran bu sefer sadece sözle değil, uluslararası hukuku da arkasına alarak somut bir çizgi çekmiş durumda. Bu çizginin aşılıp aşılmayacağını ise önümüzdeki günlerde bölgedeki askeri hareketlilik belirleyecek.






