MENÜ
04 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 45,9770 ▲ %0,01
EURO 53,6129 ▲ %0,44
ALTIN 6.624,54 ▲ %1,07

İsrail’in Denizdeki İşkence Gemisi: Kurtulan Türk Konuştu

Uluslararası Sularda Modern Barbarlığın İtirafı

Medeniyet maskesinin Akdeniz’in karanlık sularında nasıl düştüğünü anlamak için Hüseyin Oral’ın yüzüne bakmak yeterli. Küresel Sumud Filosu’na yapılan alçakça saldırı, sadece bir insani yardım operasyonunun engellenmesi değil; uluslararası hukukun bir terör devleti eliyle nasıl paspas edildiğinin kanıtıdır. İstanbul Havalimanı’na adım atan Oral, sadece bir aktivist olarak değil, İsrail’in modern dünyada kurduğu ‘yüzen zindanların’ canlı tanığı olarak döndü.

Hüseyin Oral’ın anlattıkları, İsrail’in şiddet sarmalında ne kadar ileri gidebileceğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Gemilere yapılan baskın, önceden planlanmış bir askeri operasyonun ötesinde, sivil insanları aşağılamaya yönelik sistematik bir işkence seansı gibi kurgulanmış. Uluslararası sularda, hiçbir yargı yetkisi yokken insanların plastik kelepçelerle bağlanıp darp edilmesi, 21. yüzyılın en büyük korsanlık vakalarından biridir.

Ahırdan Farksız Konteynerler ve Sistematik Açlık

İsrail’in ‘insani’ olduğu iddia edilen müdahalelerinin perde arkasında aslında ne yattığını Oral’ın ‘hapishane gemisi’ tarifi özetliyor. 20 kişinin bile zor sığacağı konteynerlere 60 kişiyi istiflemek, insanları soğukta sabahlatmak ve yiyecekleri birer hayvan sürüsüymüşçesine önlerine fırlatmak, bir devletin değil ancak bir çetenin yöntemi olabilir. Peynirlerin kağıtlarıyla beraber bir çuval içinde atılması, sadece fiziksel bir açlık değil, psikolojik bir yıkım operasyonudur.

Bu noktada asıl sarsıcı olan, bu zulmün sadece İsrail ordusuyla sınırlı kalmamasıdır. Oral’ın ifadelerine göre, İsrail askerleri şiddeti uygularken ‘görünmezlik’ taktiği kullanmış; yumruklarını kameraların ve diğer aktivistlerin göremeyeceği noktalarda sallamışlardır. Bu, işledikleri suçun ne kadar farkında olduklarını ve bu vahşeti nasıl profesyonelleştirdiklerini gösteren en net kanıttır.

Yunanistan’ın Kirli İşbirliği ve Diplomatik İkiyüzlülük

Skandalın boyutu karaya çıkıldığında daha da derinleşiyor. Bir Avrupa Birliği üyesi olan Yunanistan’ın, bu korsanlık faaliyetinde İsrail’e lojistik bir durak olması kabul edilemez. Hüseyin Oral’ın gasp edilen parası ve ehliyetinin ‘Yunanlara teslim ettik’ denilerek buharlaştırılması, iki devletin bir hukuksuzlukta nasıl el sıkıştığını kanıtlıyor. Aktivistlerin otobüs kapılarını zorlayarak yollara dökülmesi, aslında bir varlık mücadelesidir; çünkü onlara reva görülen şey, sessizce sınır dışı edilmek değil, unutturulmaktır.

Girit Adası açıklarında yaşanan bu olay, 39 ülkeden gelen 345 vicdan sahibine karşı yapılmış bir savaştır. İtalyan savcıların İsrail korsanlığına karşı harekete geçmesi önemli bir adım olsa da, asıl soru şudur: Dünya, uluslararası sularda kendi yasalarını koyan ve insanları ‘hayvan sürüsü’ gibi gören bu anlayışa daha ne kadar sessiz kalacak? Türkiye’nin kendi vatandaşına sahip çıkarak sağladığı diplomatik koruma, bu karanlık tabloda adaletin tek dayanağı olarak durmaktadır. Ancak bu, Akdeniz’in ortasında kurulan o yüzen tabutların hesabının sorulması için sadece bir başlangıçtır.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir