MENÜ
21 Haziran 2026 Pazar
DOLAR 46,4792 ▼ %0,02
EURO 53,3552 ▲ %0,15
ALTIN 6.205,50 ▼ %1,30

İran’ın Kalbine Çıkarma: Washington’ın Uranyum Avı Ölümcül Bir Oyun Mu?

Ortadoğu’nun tozlu, gerilimli coğrafyasında, Washington’dan gelen kulis bilgileri tüm dünyayı nefesini tutmaya zorluyor: ABD, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunu ele geçirmek için kara birliklerini göndermeyi masaya yatırdı. Bu, basit bir hava saldırısı ya da siber sabotajdan çok öte, askeri uzmanların ‘tarihin en karmaşık özel operasyonlarından biri’ olarak tanımladığı, ancak bir o kadar da tehlikelerle dolu bir kumar. Zira mevzu bahis olan, nükleer silah yapımına saniyeler kala duran ölümcül bir potansiyel ve bu potansiyeli ortadan kaldırmak için atılacak her adımın küresel sonuçları olacak.

Atom Bombasının Gölgesinde Bir Hesaplaşma: Neden Şimdi?

İran’ın nükleer programı, yıllardır uluslararası ilişkilerin kanayan yaralarından biri. 2015’te imzalanan Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) ile bir nebze kontrol altına alınmaya çalışılan bu program, Trump yönetiminin 2018’de anlaşmadan çekilmesiyle yeniden rayından çıktı. Tahran, uluslararası baskılara ve yaptırımlara misilleme olarak uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırdı ve bugün gelinen noktada, BBC’nin üst düzey ABD’li yetkililere dayandırdığı verilere göre, yaklaşık 440 kg yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyuma sahip. Bu madde, atom bombası yapımında kritik eşik olan yüzde 90 saflığına birkaç kısa adım uzaklıkta. Ayrıca, tıbbi kullanımdan çok daha fazlasını işaret eden 1000 kg yüzde 20 ve 8 bin 500 kg yüzde 3,6 zenginleştirilmiş uranyum stokları da cabası. İşte bu devasa, kontrolsüz stok, Washington’ı ‘yapılabilir’i değil, ‘yapılması gereken’i düşünmeye itiyor.

Yeraltındaki Kabus: Bir Askeri Dehanın Sınırları

Peki, bu ‘imkansız’ görev nasıl icra edilecek? Kaynak metin, operasyonun birkaç gün, hatta haftalar sürebileceğini ve son derece zorlu olacağını vurguluyor. Eski ABD Savunma Bakan Yardımcısı Mick Mulroy’un sözleri, bu durumun vehametini ortaya koyuyor. İran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumunun büyük kısmının İsfahan’da depolandığı tahmin ediliyor. Ancak sorun şu ki, bu tesisler yeraltında, derin tünel komplekslerinde gizli ve Şubat ayına ait uydu görüntüleri, İsfahan’daki tünel girişlerinin toprakla kapatıldığını gösteriyor. Daha da kötüsü, uranyumun ne kadarının Fordo ve Natanz gibi diğer yeraltı tesislerine dağıtıldığı meçhul. Eğer zenginleştirilmiş uranyum birden fazla yere yayılmışsa, operasyonun karmaşıklığı katlanarak artıyor. ABD kuvvetleri, enkazı kazmak için ağır makinelere ihtiyaç duyacak, bu sırada ise sürekli bir tehdit altında olacaklar. 82. Hava İndirme Tümeni gibi birlikler, bölgenin güvenliğini sağlarken, özel operasyon kuvvetleri bu ölümcül maddenin peşine düşecek. Bu, sadece bir askeri operasyon değil, adeta bir yeraltı labirentinde, zamanla yarışan, körlemesine bir hazine avı.

Trump’ın Çelişkili Dansı: Pazarlık Masası mı, Savaş Alanı mı?

Tüm bu tartışmaların odağında ise Donald Trump’ın söylemleri var. Bir yandan, “O kadar derine gömülmüş ki, herhangi birinin erişmesi çok zor olacak… oldukça güvenli” diyerek tehlikeyi küçümsüyor gibi görünse de, diğer yandan “bir karar vereceğiz” diyerek nihai bir eylem sinyali veriyor. Bu, Acaba İran’ı müzakere masasına oturtmak için uygulanan ustaca bir psikolojik harp mi, yoksa gerçekten de Amerikan askerlerini İran topraklarına sokacak cüretkar bir planın ilk işaretleri mi? Trump yönetiminin daha önce Hark Adası’nı ele geçirme gibi seçenekleri de değerlendirdiği biliniyor. Dolayısıyla, bu ‘uranyum operasyonu’ tehdidi, hem bir sopa hem de bir havuç niteliği taşıyabilir. Ancak Alex Plitsas gibi uzmanlar, İran’ın savunma yetenekleri zayıflatılsa bile operasyonun “yüksek riskli” olacağının altını çiziyor. Zira İran’ın içlerinde 482 km derinlikte bulunan bir tesisi izole etmek, lojistik kabusu ve tıbbi tahliyeleri imkansız hale getirecek. Amerikan birlikleri, hava saldırılarından farklı olarak, toprağın altında ve üstünde, savunmasız kalacaklar.

Körfez’in Ateşle İmtihanı: Bölgesel ve Küresel Yankılar

Uranyum ele geçirildikten sonra ise yeni bir ikilem ortaya çıkıyor: Maddeyi ülkeden çıkarmak mı, yoksa yerinde seyreltmek mi? Jonathan Ruhe’ye göre, yarım tonluk silah yapımına uygun uranyumu çıkarmak daha hızlı olabilirken, yerinde seyreltmek daha karmaşık ve zaman alıcı. Her iki senaryo da kendi içinde sayısız riski barındırıyor: “Ters gidebilecek bir milyon şey var” diyor Ruhe. Bu operasyonun sadece nükleer maddenin akıbetiyle sınırlı kalmayacağı aşikar. İran’ın nasıl karşılık vereceği, bölgesel dengelerin nasıl değişeceği, küresel petrol fiyatlarının nereye fırlayacağı ve en önemlisi, Ortadoğu’nun halihazırda kırılgan olan istikrarının daha da derin bir kaosa sürüklenip sürüklenmeyeceği, tüm dünyanın merakla beklediği sorular. Washington’ın vereceği her karar, bölgede yeni bir savaşın fitilini ateşleyebilir ve bu, sadece İran ve ABD’yi değil, tüm küreyi saracak bir yangının başlangıcı olabilir.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir