Tahran ve Brüksel arasındaki diplomatik köprüler, son yılların en büyük sarsıntısını yaşıyor. İran, Avrupa Birliği’nin (AB) Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) terör listesine alma hamlesine, oyunun kurallarını kökten değiştirecek bir “misilleme” ile karşılık verdi. İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan resmi açıklama, sadece bir kınama metni değil, aynı zamanda Avrupa’nın askeri varlığını doğrudan hedef alan hukuki bir savaş ilanı niteliği taşıyor.
Bu karar, 2019 yılında ABD’nin DMO’yu terör örgütü ilan etmesine karşı çıkarılan “Karşılıklılık İlkesi” yasasına dayandırılıyor. İran, bu hamlesiyle AB üyesi ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini resmen terör örgütü statüsüne aldığını duyurdu. Bu durum, özellikle stratejik öneme sahip Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’ndaki askeri hareketliliğin geleceği konusunda ciddi soru işaretleri uyandırıyor.
Diplomatik Satrançta Sert Hamle: Karşılıklılık Yasası Devrede
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın geçtiğimiz günlerde işaret ettiği “sonuçlarından AB sorumlu olacaktır” uyarısı, bugün ete kemiğe büründü. İran parlamentosu ve hükümeti, AB’nin DMO kararını “hukuka aykırı ve yersiz” olarak tanımlarken, Birleşmiş Milletler Şartı’na atıfta bulunarak egemenlik haklarının ihlal edildiğini savunuyor. Karşılıklı Önlem Yasası’nın 7. maddesi uyarınca alınan bu karar, Avrupa ordularının bölgedeki lojistik ve operasyonel varlığını “terörist faaliyet” parantezine alıyor.
Siyasi analistlere göre bu gelişme, sadece kağıt üzerinde kalan bir restleşme değil. Eğer bu tanım sahaya yansırsa, İran hava sahası ve karasuları yakınındaki her türlü Avrupa askeri unsuru, potansiyel birer hedef veya müdahale alanı haline gelebilir. Bölge uzmanları, bu durumun enerji sevkiyatı güvenliğini riske atabileceği ve küresel petrol piyasalarında yeni bir dalgalanma yaratabileceği konusunda uyarıyor. Özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki devriyeler için bu tanım, yüksek gerilim hattı anlamına geliyor.
Brüksel’in DMO Kararı ve Tetiklenen Krizin Perde Arkası
Hatırlanacağı üzere AB Konseyi, 19 Şubat tarihinde DMO’yu, İran’daki protestolarda insan hakları ihlalleri yapıldığı gerekçesiyle terör listesine eklemişti. Bu karar, mal varlıklarının dondurulması ve finansal izolasyon gibi ağır ekonomik yaptırımları da beraberinde getirmişti. Ancak İran’ın cevabı, ekonomik değil, doğrudan askeri ve güvenlik odaklı oldu. Kalibaf’a göre Avrupa, bu kararla birlikte ABD ve İsrail’in stratejik talimatlarına uyarak kendi küresel etkisini zayıflatıyor.
Sonuç olarak, diplomatik dille başlayan bu gerilim artık askeri tanımlamalar üzerinden yürütülüyor. İran’ın “terör örgütü” tanımını genişletmesi, Avrupa Birliği ordularının bölgedeki mevcudiyetini uluslararası hukuk zemininde tartışmaya açarken, Orta Doğu’daki dengelerin ne denli hassas bir ip üzerinde yürüdüğünü bir kez daha kanıtlıyor. Önümüzdeki günlerde, Brüksel’den gelecek karşı hamleler ve deniz trafiğindeki olası denetimler, krizin derinliğini belirleyecek ana unsurlar olacak.






