Ortadoğu’nun kanayan yarası Gazze Şeridi’nde, 10 Ekim 2025 tarihinde yürürlüğe girdiği belirtilen ateşkes anlaşması, sahadaki sert gerçekliğin gölgesinde kalmaya devam ediyor. İsrail ordusunun durmak bilmeyen askeri operasyonları, bölgedeki insani dramı geri dönülemez bir noktaya taşırken, diplomatik çabaların kağıt üzerinde kaldığına dair endişeler artıyor. Yerel kaynaklardan ulasan son bilgiler, savaşın sadece cephe hatlarında değil, sığınmacıların hayata tutunmaya çalıştığı derme çatma çadırlarda da tüm yıkıcılığıyla sürdüğünü kanıtlıyor.
Gazze’nin Kuzeyinden Güneyine Dinmeyen Silah Sesleri
İsrail ordusunun son 24 saat içindeki saldırı stratejisi, Gazze’nin hem kuzeyindeki stratejik noktaları hem de güneyindeki sivil yerleşim alanlarını hedef aldı. Kuzeydeki Cibaliya bölgesinde yerinden edilmiş Filistinlilerin sığındığı bir çadırın hava saldırısıyla vurulması, savaşın en savunmasız kurbanlarını bir kez daha ateş hattına sürdü. Eş zamanlı olarak Han Yunus’ta sivillerin toplandığı bir noktanın hedef alınması, can kaybı bilançosunu ağırlaştırırken uluslararası kamuoyunda ‘güvenli bölge’ kavramının tamamen yitirildiğine dair yorumları güçlendiriyor. Görgü tanıkları, Refah’ın kuzeyinde makineli tüfeklerle açılan yoğun ateşin ve Gazze’nin doğu bölgelerindeki topçu atışlarının, sivil halk üzerinde sistematik bir baskı unsuru olarak kullanıldığını ifade ediyor.
Askeri uzmanlar, Cibaliya Mülteci Kampı’ndaki evlerin patlayıcılarla havaya uçurulmasını, bölgenin demografik yapısını değiştirme ve geri dönüş imkanlarını ortadan kaldırma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriyor. Bu durum, sadece kısa vadeli bir çatışma değil, bölgenin gelecekteki yerleşim haritasını yeniden çizme çabası olarak görülüyor. Son 24 saatte hayatını kaybeden 10 kişiyle birlikte, Ekim 2023’ten bu yana süregelen bu trajedide toplam can kaybı resmi kayıtlara göre 72 bin 61’e ulaştı. Yaralı sayısının 171 bin 715 gibi korkunç bir rakama ulaşması, Gazze’deki sağlık sisteminin tamamen çöktüğünün ve binlerce insanın tedavi imkanından yoksun şekilde yaşam mücadelesi verdiğinin en somut göstergesidir.
Batı Şeria’da Artan Baskı ve Siyasi Açmaz
Savaşın ateşi sadece Gazze ile sınırlı kalmıyor; işgal altındaki Batı Şeria da İsrail ordusunun geniş çaplı baskınlarına sahne oluyor. Nablus ve Beytullahim gibi tarihi kentlerde düzenlenen operasyonlarda, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 19 Filistinlinin gözaltına alınması, bölgedeki tansiyonu zirveye taşıyor. Evlere düzenlenen baskınlar sırasında yaşanan mülke zarar verme ve darp olayları, sivil halk arasındaki öfkeyi körüklerken, toplumsal barış umutlarını da baltalıyor. Analistler, Batı Şeria’daki bu hareketliliğin, Gazze’deki operasyonlarla eş güdümlü bir kontrol mekanizması olduğunu ve Filistin toplumunun direnç noktalarını zayıflatmayı amaçladığını vurguluyor.
Sonuç olarak, 10 Ekim’den bu yana geçen kısa sürede 601 kişinin hayatını kaybetmesi, ilan edilen ateşkesin sadece ismen var olduğunu acı bir şekilde ortaya koyuyor. Enkaz altından çıkarılan 726 cenaze, her yıkılan binanın altında bir ailenin hikayesinin bittiğini sessizce haykırıyor. Uluslararası toplumun bu insani krize karşı geliştireceği somut yaptırımlar ve gerçekçi bir barış koridoru inşa edilmediği sürece, Ortadoğu’daki bu kanlı sarmalın durması uzak bir ihtimal olarak kalmaya devam edecektir.






