MENÜ
20 Haziran 2026 Cumartesi
DOLAR 46,4792 ▼ %0,02
EURO 53,3552 ▲ %0,15
ALTIN 6.205,50 ▼ %1,30

Donald Trump, Binyamin Netanyahu ve JD Vance

ABD ve İran Mutabakatı Washington-Tel Aviv Hattını Gerdi

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail ortaklığında 28 Şubat tarihinde İran’a yönelik gerçekleştirilen askeri hamlelerle başlayan süreç, yeni bir diplomatik evreye taşındı. ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında imzalanan mutabakat zaptı, nihai barış anlaşmasına giden yolu açarken İsrail’in süreç dışında bırakılması Tel Aviv’de sert tepkilere yol açtı. İsrail hükümetindeki milliyetçi bakanların ve yerel basının doğrudan Donald Trump’ı hedef alması üzerine, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance Tel Aviv yönetimine yönelik sert uyarılarda bulundu. Yaşanan bu gelişmeler, iki müttefik ülke arasındaki diplomatik ilişkileri kopma noktasına getirdi.

Müttefikler Arasındaki Görüş Ayrılığının Arka Planı

Çatışmaların başlangıcından itibaren, ABD’nin askeri operasyonlara dahil edilmesinde İsrail’in baskısının etkili olduğu savunuluyordu. Özellikle JD Vance liderliğindeki Trump taraftarı “MAGA” hareketi üyeleri, Washington’ın ucu açık bir bölgesel savaşa sürüklendiğini öne sürüyordu. İran’ın ilk askeri dalgayı savuşturarak direnişini artırması, Hürmüz Boğazı’nı kapatması ve sahada kesin bir askeri çözümün elde edilememesi üzerine iki müttefik arasındaki görüş ayrılığı derinleşti. Tahran’daki mevcut yönetimi devirme hedefinden vazgeçen Donald Trump, İran’ın nükleer silah üretmeme taahhüdü vermesi karşılığında uzlaşı yolunu seçti. Trump yönetimi, bu süreçte İsrail için hayati önem taşıyan İran’ın balistik füze kapasitesi ve bölgesel vekil güçleri gibi stratejik başlıkları müzakere masasında geri plana itti.

İsrail Karar Mekanizmalarından Dışlandı

Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında gerçekleştirilen telefon görüşmelerinin son dönemde oldukça gergin geçtiği belirtiliyor. ABD Başkanı Trump’ın, Amerikan ekonomisine büyük yük getiren bu savaşı sonlandırmaya çalışırken, kendisini çatışmaya ikna eden Netanyahu’ya sert eleştiriler yönelttiği bildirildi. 8 Nisan’da ilan edilen ateşkesin ardından yürütülen gizli diplomatik temaslardan İsrail hükümetine bilgi verilmediği iddiaları doğrulandı. Trump yönetimi, son olarak İran ile imzalanan mutabakat zaptının içeriğini incelemek isteyen İsrail resmi makamlarının talebini kesin bir dille reddetti.

İsrail Güvenlik Bürokrasisinden Sert Eleştiriler

Başbakan Binyamin Netanyahu’nun eski ulusal güvenlik danışmanı Yaakov Amidror, ABD’nin nakit ödeme yaparak karşılığında yalnızca bir niyet mektubu aldığı zayıf bir anlaşmaya imza attığını savundu. İsrail medyasında ise bu mutabakat, ülke çıkarlarına vurulmuş ağır bir darbe ve diplomatik bir hezimet olarak yorumlandı. Donald Trump’ın, ateşkese rağmen İsrail ordusunun Beyrut’a yönelik hava saldırılarını sürdürmesini yüksek sesle eleştirmesi, Tel Aviv’deki Trump karşıtı havayı daha da pekiştirdi.

JD Vance’ten Tel Aviv’e Askeri ve Finansal Rest

İsrail kabinesinden yükselen eleştirilere ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’ten yanıt gecikmedi. Vance, İsrail’in son üç ayda kullandığı savunma silahlarının üçte ikisinin Amerikan kaynaklarıyla üretildiğini ve ABD’li vergi mükellefleri tarafından finanse edildiğini hatırlattı. İsrail’in asıl sorununun Donald Trump olmadığını belirten Vance, Tel Aviv’deki siyasetçileri gerçekleri görmeye davet etti. Katıldığı bir podcast programında uluslararası ilişkilerde kimseye güvenmediğini vurgulayan Vance’e yanıt veren İsrail Kültür ve Spor Bakanı Miki Zohar ise İsrail istihbaratının geçmişte birçok Amerikan vatandaşının hayatını kurtardığını iddia etti.

İsrail Kamuoyunda Güven Kaybı Ankete Yansıdı

İki ülke arasındaki İran mutabakatı krizi, İsrail halkının eğilimlerini de değiştirdi. Kanal 12 televizyonunun gerçekleştirdiği son kamuoyu araştırmasına göre, İsrail halkının yüzde 71’i Donald Trump’ın olası bir anlaşmada İsrail’in çıkarlarını gözeteceğine inanmıyor. Trump’a güvenenlerin oranı yüzde 13 seviyesinde kalırken, kararsızların oranı yüzde 16 oldu. Geçtiğimiz hafta yapılan ankette Trump’a güvensizlik oranı yüzde 62 seviyesindeydi. Maariv gazetesine konuşan İsrailli yetkililer, krizin sürmesi halinde Washington’ın silah sevkiyatını askıya alma veya askeri ambargo uygulama gibi somut adımlar atabileceğini öngörüyor.

Lübnan Sınırındaki Çatışmalar Bürgenstock Zirvesini İptal Ettirdi

ABD ile İran arasındaki mutabakatın en önemli maddelerinden biri olan Lübnan’daki çatışmaların durdurulması şartı sahada karşılık bulmadı. İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyine düzenlediği bombardımanlarda 47 kişi hayatını kaybetti. Bu gelişme üzerine İran tarafı, Lübnan’da silahlar susmadan müzakerelerin yürütülemeyeceğini belirterek İsviçre’nin Bürgenstock kentinde yapılması planlanan zirveye katılmayacağını bildirdi ve görüşmeler iptal edildi. Beyaz Saray iptal kararını lojistik gerekçelere dayandırsa da diplomatik kaynaklar asıl sebebin Lübnan’daki saldırılar olduğunu doğruladı. İran Dışişleri Sözcüsü İsmail Bekayi, İsrail’in saldırılarından ABD’yi sorumlu tutarak gerekli önlemlerin alınacağını açıkladı.

Hizbullah Sınırında Ateşkes İddiaları ve Çatışmalar

Uluslararası basında dün saat 16.00 itibarıyla Hizbullah ile İsrail arasında ateşkes sağlandığı iddia edilse de sınır hattında askeri hareketlilik devam etti. Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, işgale karşı silahlı direnişi sürdüreceklerini ilan etti. ABD Başkanı Donald Trump ise NBC News’e verdiği demeçte, İsrail yönetiminden Hizbullah ile ateşkes yapmasını talep ettiğini doğruladı ancak Netanyahu ile doğrudan görüşüp görüşmediği bilgisini paylaşmadı.

Hürmüz Boğazı’nda Mayın ve Seyrüsefer Tehlikesi

Savaş süresince askeri ablukaya sahne olan Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin normale dönmesi zaman alacak. Bölgedeki abluka kaldırılmış olsa da denizcilik sektörü temsilcileri boğazın orta hattında yaklaşık 80 adet deniz mayınının bulunduğunu ve bunlar temizlenmeden ana koridorun açılamayacağını belirtiyor. Uluslararası tanker sahipleri birliği Intertanko, gemilerin Umman kıyılarına yakın, sığ ve kayalık dar alternatif rotalara yönlendirildiğini, bunun da kaza riskini artırdığını duyurdu. Savaş döneminde uygulanan GPS ve sinyal karıştırma faaliyetlerinin sistemleri bozması nedeniyle gemilerin seyrüsefer güvenliği tehlikeye girerken, Körfez’de bekleyen yaklaşık 600 gemilik yoğunluğun erimesinin yıl sonunu bulabileceği tahmin ediliyor.

Kaynak: Hürriyet

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir