Güneşin kavurduğu, tozun ve kederin birbirine karıştığı bir coğrafyada, Gazze’nin yıkıntılar arasından yükselen çığlığı, modern dünyanın vicdan terazisinde yeni bir imtihanla karşılaşıyor. Bir yanda harabeye dönmüş sokakların, estetik bir hüzünle yeniden hayat bulma çabası; diğer yanda ise bu yeniden inşa sürecinin mali portresine çizilen kalın ve soğuk bir sınır… ABD Başkanı Donald Trump öncülüğünde hayata geçirilen Gazze Barış Kurulu, bölgenin kanayan yaralarına bir nebze de olsa merhem olma gayesiyle yola çıkarken, İsrail kanadından gelen son açıklama bu kolektif çabanın üzerinde gri bir bulut gibi dolaşıyor.
Diplomasinin Soğuk Yüzü: Elkin’in Keskin Çizgileri
İsrail Güvenlik Kabinesi Bakanı Zeev Elkin, bir sanat eserinin en can alıcı noktasında durup fırçayı elinden bırakan bir ressam edasıyla, ülkesinin bu kurula maddi katkı sağlamayacağını duyurdu. Elkin, bu kararı savunurken kullandığı “Bunun için bir neden yok” ifadesiyle, sadece ekonomik bir duruş sergilemekle kalmıyor; aynı zamanda bölgedeki yıkımın sorumluluğuna dair derin bir politik reddedişin altını çiziyor. İsrail devlet televizyonu KAN’a yansıyan bu beyanat, barışın mimarisinde kullanılacak her bir tuğlanın kim tarafından finanse edileceği tartışmasını alevlendiriyor. Uzmanlar, bu tavrın bölgedeki diplomatik estetiği bozduğunu ve yeniden inşa sürecindeki ahlaki sorumluluğu gölgelediğini belirtiyor.
Siyasetin perde arkasındaki loş ışıklar, bu kararın sadece ekonomik bir tercih olmadığını fısıldıyor. İsrail hükümetinin içinde yankılanan aşırı sağcı sesler, özellikle Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in sert itirazları, barış masasında oturan İsrail heyetinin elini kolunu bağlıyor. Bu durum, bir devletin iç siyasi dengelerinin, uluslararası bir yardım senfonisinde nasıl disonant bir nota haline gelebileceğinin en somut örneği olarak karşımıza çıkıyor. Barış Kurulu’na üye olmaya en baştan şerh koyan bu isimleri yatıştırma çabası, Gazze’nin fiziksel restorasyonundan önce, siyasi iradenin restorasyona muhtaç olduğunu kanıtlar nitelikte.
Vicdan ve Siyaset Arasında Bir Enkaz Estetiği
Oysa tablonun diğer tarafında, devasa bir dayanışma ruhu yükseliyor. 19 Şubat’ta Washington’da gerçekleşen ilk toplantıda, Türkiye’nin de kurucu üyeler arasında yer aldığı bu kurul, milyarlarca dolarlık bir umut vadetmişti. Trump’ın 10 milyar dolarlık devasa taahhüdü ve aralarında Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ile Azerbaycan’ın da bulunduğu ülkelerin 7 milyar doları aşan bağış sözleri, Gazze’nin gri çehresine renk katmayı hedefliyor. Ancak İsrail’in bu finansal sessizliği, sosyolojik açıdan bir güven bunalımına yol açma potansiyeli taşıyor. Toplum bilimcilere göre, yıkılanı onarmaktan kaçınan bir komşuluk ilişkisi, bölgedeki toplumsal barışın kalıcılığını tehlikeye atan en büyük engeldir.
Sonuç olarak, Gazze’nin yeniden inşası sadece beton ve demirden ibaret bir mühendislik projesi değil; aynı zamanda insanlık onurunun ve adaletin yeniden tesis edilmesi girişimidir. İsrail’in maddi katkı sunmama kararı, bu devasa trajedinin çözümünde etik bir boşluk yaratıyor. Şiirsel bir dille söylemek gerekirse; bir şehrin kalbi yeniden atarken, o kalbi durduran ellerin sessiz kalması, tarihin tozlu sayfalarında silinmeyecek bir leke olarak kalacaktır. Barış Kurulu, bu finansal eksikliğe rağmen yoluna devam etse de, İsrail’in bu tavrı gelecekteki olası barış senaryolarında hep bir eksik parça olarak hatırlanacaktır.






