Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Hocalı Katliamı’nın 34. yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı anma mesajında, Azerbaycan Türklerinin yaşadığı bu derin acının Türkiye’nin de ortak kederi olduğunu vurguladı. Sosyal medya hesabı üzerinden yapılan paylaşımda Fidan, “Kardeş Azerbaycan’ın acısını kalbimizin en derininde hissediyoruz” ifadelerini kullanarak, “tek millet, iki devlet” şiarının Ankara’nın dış politika vizyonundaki sarsılmaz yerini bir kez daha hatırlattı. Bu açıklama, bölgesel istikrarın ve Türk dünyasındaki dayanışmanın ne denli kritik bir dönemden geçtiğini gözler önüne seriyor.
Hocalı: 20. Yüzyılın En Kanlı Sayfalarından Biri
Hocalı, 1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecine girmesiyle birlikte Ermeni güçlerinin hedefi haline gelen stratejik bir bölgeydi. Dağlık Karabağ bölgesinin tek sivil havalimanına ev sahipliği yapması, kenti askeri açıdan vazgeçilmez kılıyordu. 25 Şubat 1992 gecesi başlayan ve 26 Şubat sabahına kadar süren saldırılarda, sivil halk ayrımı gözetilmedi. Ermeni birlikleri, o dönem Hankendi’de konuşlu bulunan 366. Motorize Alayı’nın teknik desteğini de arkasına alarak kenti üç koldan kuşattı. Bu kuşatma, sadece bir askeri operasyon değil, sivil halka yönelik sistematik bir katliamla sonuçlandı.
Resmi verilere göre, savunmasız durumdaki halktan 106’sı kadın, 70’i yaşlı ve 63’ü çocuk olmak üzere toplam 613 Azerbaycan vatandaşı hayatını kaybetti. Olayın vahametini artıran unsurlardan biri de 1275 kişinin esir alınması ve bu kişilerden 150’sinin akıbetinin hâlâ bilinmiyor olmasıdır. Ağır yaralı kurtulan 487 kişi ise yaşam boyu sürecek fiziksel ve psikolojik travmalarla baş başa bırakıldı. Katliamın ardından ortaya çıkan görüntüler ve kayıtlar, insanlık onurunun nasıl ayaklar altına alındığını tüm dünyaya kanıtlar niteliktedir.
Uluslararası Hukuk ve Toplumsal Hafızadaki Yeri
Hocalı’da yaşananlar, uluslararası hukuk terminolojisinde “soykırım” ve “insanlığa karşı suçlar” kapsamında değerlendirilmektedir. 1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne göre, bir grubun tamamını veya bir kısmını yok etme kastıyla yapılan eylemler bu sınıfa girmektedir. Hocalı, sadece Azerbaycan için değil, tüm Türk dünyası için adalet arayışının ve kolektif bir bilincin simgesi haline gelmiştir. Bu tür tarihi olaylar, uluslararası ilişkilerde adaletin tecellisi için hukuki süreçlerin ve diplomatik baskıların ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
Toplumsal açıdan bu tür acıların unutulmaması, gelecek nesillerin barış ve güvenlik içinde yaşaması için gerekli derslerin çıkarılmasını sağlar. Türkiye Cumhuriyeti, bölgesel güvenliğin tesisi adına Azerbaycan’ın haklı davasını her platformda en üst perdeden savunmaya devam etmektedir. Bu dayanışma, Kafkasya’da kalıcı barışın ve toprak bütünlüğünün korunması için hayati önem taşımaktadır. Anma törenleri ve resmi mesajlar, diplomatik bir nezaketin ötesinde, bölgesel kardeşliğin ve adaletin tecellisi için verilen ortak bir mücadelenin yansımasıdır.






