Üreticinin Çıkmazı: Çalıştıkça Batan Bir Sistem
Aksaray’ın bir zamanlar süt üretiminde parmakla gösterilen köylerinde bugünlerde derin bir sessizlik ve sitem hakim. Bir zamanlar ahırları dolduran hayvan sesleri, yerini boş yem çuvallarına ve kapısına kilit vurulmuş mandıralara bırakıyor. Peki, Türkiye’nin en önemli süt merkezlerinden biri neden bu noktaya geldi? Olayın perde arkasında, küçük aile işletmelerini adeta boğan bir fiyat kıskacı yatıyor. Üreticiler, sütün de yemin de fiyatını belirleyenlerin aslında aynı kişiler olduğunu savunarak, masadaki adaletsizliğe işaret ediyor. Sistemin dişlileri arasında ezilen köylü için üretim yapmak, artık bir geçim kaynağı değil, her geçen gün büyüyen bir borç yükü haline dönüşmüş durumda.
Süt ve Yem Baronlarının Tehlikeli Oyunu
Meseleyi daha derinden incelediğimizde, karşımıza ’10 kuruş’ mucizesi (!) çıkıyor. Üreticilerin iddiasına göre, süt fiyatlarına ne zaman sembolik bir artış yapılsa, yem fabrikaları aynı gün fiyat listelerini güncelliyor. Süt fiyatını belirleyen komisyonlarda yem fabrikası sahiplerinin de bulunması, çıkar çatışmasını kaçınılmaz kılıyor. Üreticinin cebine girmesi planlanan o küçük zam farkı, daha eve ulaşmadan yem çuvalına gidiyor. Büyük endüstriyel çiftlikler mali güçleriyle bu fırtınayı bir şekilde atlatabiliyor ancak tek geçim kaynağı birkaç inek olan aile işletmeleri için dayanacak güç kalmadı. Bu sessiz çöküş, sadece bir tarım sorunu değil, aynı zamanda kırsal yaşamın kökten yok oluşu anlamına geliyor.
Aradakiler Kazanırken Halk Neden Kaybediyor?
Meselenin bir de tüketici tarafı var ki, orası tam bir muamma. Vatandaş, market raflarındaki peynir ve tereyağı fiyatlarını gördüğünde şoke olurken; üretici sütünün para etmediğinden yakınıyor. Bu noktada akıllara şu soru geliyor: Neden üreticiden ucuza çıkan süt, vatandaşa fahiş fiyatla ulaşıyor? Eskiden köylerde kurulan o doğal pazarlar, kapı kapı dolaşan sütçüler yerini tamamen endüstriyel bir sisteme bıraktı. Üretici kooperatiflerinin zayıflığı, meydanı tamamen aracılara ve dev işletmelere bıraktı. Hatta öyle bir noktaya gelindi ki, ahırında süt sağan çiftçi bile artık kendi sütünü işletmeye verip marketten sanayi tipi peynir almak zorunda kalıyor. Üretenin kazanmadığı, tüketenin ise pahalıya tükettiği bu tabloda, sadece aradaki organizasyonların kasası doluyor.
Boşalan Mandıralar Geri Dolar mı?
Bakanlık tarafından açıklanan köye dönüş projeleri ve küçükbaş hayvancılık destekleri bugünlerde çok konuşuluyor. Ancak sahada ter döken üreticinin güveni sarsılmış durumda. Mevcut politikaların hayatın gerçeklerinden uzak olduğunu savunan köylüler, ‘Bu mandıralar bir kez boşaldıktan sonra bizi geri nasıl ikna edecekler?’ diye soruyor. Teşvikler ve hibeler önemli olsa da, asıl çözümün üretim maliyetlerinin kontrol altına alınmasında ve sütün gerçek değerini bulmasında yattığı görülüyor. Eğer süt-yem paritesi adil bir noktaya çekilmezse, yarın sofralarımızda yerli üretim bir bardak süt bulmak bile lüks haline gelebilir. Şimdi gözler, bu haksız düzene dur diyecek radikal adımların atılıp atılmayacağında.






