Sistematik Çürümenin Anatomisi: Neden Kaybediyoruz?
Tunceli’de 6 yıl önce sırra kadem basan Gülistan Doku davası, sıradan bir asayiş vakasının çok ötesine geçerek Türkiye’nin bürokratik ve adli mekanizmasındaki tıkanıklığın sembolü haline geldi. Dosyanın bunca yıl sonra yeniden açılması, aslında bir başarının değil, sistemin yıllardır nasıl bir atalet içinde olduğunun acı bir itirafıdır. İYİ Parti Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Aksaray Milletvekili Turan Yaldır’ın TBMM kürsüsünden yaptığı sert çıkış, meselenin sadece ‘kayıp bir genç kız’ olmadığını, devletin adaletle olan imtihanını gözler önüne serdi.
Bürokraside ‘Bizimkiler’ ve ‘Ötekiler’ Ayrımı
Yaldır’ın konuşmasında dikkat çektiği en kritik nokta, bürokrasideki ‘bizimkiler’ ve ‘ötekiler’ ayrımıdır. Bu ayrım, sadece kağıt üzerinde kalan bir eleştiri değil, bugün toplumsal adalete olan güven endekslerindeki sert düşüşün de temel sebebidir. Kamu görevlilerinin yasadan aldıkları yetkiyi vicdanlarıyla harmanlamak yerine, siyasi nüfuza göre pozisyon almaları, adaleti ‘topal’ bırakıyor. Eğer bir bürokrat, arkasındaki siyasi güce güvenerek hukuku baypas edebiliyorsa, orada liyakatten ve devletin bekasından söz etmek imkansız hale gelir. İşte tam da bu noktada, kamu yararı yerine kişisel imtiyazların korunduğu bir yapıya dönüşen bürokrasi, devletin temellerini kemiren bir unsura dönüşüyor.
Güç Sarhoşluğu ve Kamu Görevlilerine Verilen Mesaj
Turan Yaldır, Tunceli Valisi üzerinden verdiği örnekle, aslında tüm kamu bürokrasisine net bir uyarı gönderdi: ‘Kanunu her kim çiğnerse, eninde sonunda kanunla yüzleşecektir.’ Bu cümle, son yıllarda unuttuğumuz ‘hukuk devleti’ ilkesinin yeniden hatırlatılmasıdır. Bir devleti güçlü kılan gösterişli binalar veya lüks makam araçları değil; vatandaşının etnik kökeni, partisi veya mezhebi ne olursa olsun devletine güvenmesidir. Gülistan Doku davası, bu güvenin yeniden inşası için bir turnusol kağıdı görevi görmektedir. Makamların kalıcı, kişilerin geçici olduğu gerçeği, bugün lüks makam koltuklarında oturanlar için en sert ders olmalıdır.
Adalet Saraylarının Kapısı Herkese Açık Olmalı
Yaldır’ın vurguladığı üzere, adalet saraylarının kapısı sadece ‘ensesi kalınlar’ veya imtiyazlı gruplar için değil, hakkı yenmiş her bir vatandaş için ardına kadar açık olmalıdır. Dosyayı yeniden açma iradesini gösteren Cumhuriyet Savcısı’na teşekkür edilmesi, aslında sistemin içinde hala ‘cesur yüreklerin’ olduğunu kanıtlıyor. Ancak adaletin tesisi için kahramanlara değil, düzgün işleyen bir sisteme ihtiyacımız var. Gülistan Doku davasındaki bu yeni süreç, bürokrasideki yozlaşmış düzenin sarsılması ve adaletin yerini bulması adına hayati bir virajı temsil ediyor. Eğer bugün bu davanın üzerine kararlılıkla gidilirse, sadece bir ailenin acısı dinmeyecek, aynı zamanda devletin adalet üzerindeki ‘ölü toprağı’ da temizlenmiş olacaktır.






