Şehrin Kalbinde Yeşeren Özgün Bir Manifesto
Günümüzün dijital perdesinde sergilenen, titizlikle filtrelenmiş, kusursuzluğun kılıfına bürünmüş yaşam fragmanları, ruhlarımızı artık eskisi kadar okşamıyor. Gönül hanemizde baki kalan, parıltılı ekranların ardındaki yaldızlı imgeler değil; samimiyetin, emeğin ve hakiki bir duygunun nakşedildiği paylaşımlar oluyor. İstanbul’un yorgun düşmüş, köşelerde unutulmuş beton saksılarında, sigara izmaritlerinin külleriyle örtülmüş küçük toprak parçalarında yeşerttiği umut tohumlarıyla Ali Umut Usta, işte tam da bu samimiyetin ve estetiğin elçiliğini yapıyor. Onun ellerinden yükselen her bitki, şehrin gürültüsü içinde kaybolmuş bir şiir dizesi gibi, gözleri ve ruhları yeniden canlandırıyor.
Yitirilmiş Mekanlara Sanatsal Bir Dokunuş
Rumelihisarı’nın tarihi dokusundan, Aşiyan’ın hüzünlü güzelliğine; Bebek’in hareketli kıyılarından, Levent’in modern silüetine; Taksim’in kozmopolit ruhundan, Cihangir’in sanatsal atmosferine uzanan geniş bir coğrafyada, Ali Umut Usta’nın ayak izleri yeşil bir iz bırakıyor. Her bir semtte karşılaştığı, çirkinliğe terk edilmiş beton saksıları titizlikle temizleyip, daima çantasında taşıdığı bitkileri özenle bu alanlara dikiyor. Ardından, bu yeşil dokunuşları, @aliumutusta adlı dijital galerisinde izleyicileriyle paylaşıyor. Ektiği her filizi kimi zaman çağdaş bir sanatçının ruhuna adarken, kimi zaman bir semtin derin hatıralarına ithaf ederek, eylemini basit bir bitki dikme işinin ötesine taşıyor; onu anlam yüklü, duyarlı bir performansa dönüştürüyor. 27 yaşındaki bu genç sanatçı, 12 Mart Dünya Çiçek Ekme Günü’nde Cihangir’de gerçekleştirdiği eylemlerle, sosyal medyanın ilgi odağı haline gelerek, doğayla kurduğumuz kırılgan ilişkiyi yeniden sorgulatıyor.
Bir Boğaziçi Ruhu, Doğa Aşkının Kucağında
Ali Umut Usta’nın bu sıra dışı yolculuğu, 2017’de memleketi Trabzon’dan, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde eğitim görmek üzere İstanbul’a gelişiyle başlıyor. Akademik kariyerinin ardından dünya turuna çıkarak, Çin’in egzotik coğrafyalarından Tayland’ın mistik adalarına, Malezya’nın yemyeşil doğasına uzanan seyahat içerikleri üretiyor. Ancak, pandemiyle birlikte zorunlu olarak Türkiye’ye dönüşü, hayatının seyrini tamamen değiştiriyor. Bisiklet turları, dağcılık maceraları, yelkenin özgürlüğü, kanonun dinginliği ve mağaracılığın gizemli dünyasıyla iç içe geçirdiği bu dönemde, doğaya duyduğu derin tutkuyu ve onunla bütünleşme arzusunu keşfediyor. Sosyal medyada bir şeyler üretme arzusu ise hiç dinmiyor. Takipçilerine yönelttiği “Ne yapayım?” sorusuna gelen “Bitki dik” yanıtı ve bir arkadaşının devasa bir aloe vera bağışı, bu dönüşümün kıvılcımını ateşliyor. Canavar gibi bir bitkiden kırk ayrı fideye dönüşen bu mucizevi başlangıç, Ali Umut’un ellerinde şehrin griliğini yeşile boyayan bir harekete dönüşüyor. Evinin, kız arkadaşının ve dostlarının evlerinin kısa sürede adeta bir ormana dönüşmesi, bu projenin ne denli büyüdüğünün ve ne kadar çok destek bulduğunun en çarpıcı göstergesi. Ailesinin ilk başta şaşkınlıkla, şimdi ise gururla “Boğaziçi mezunu bahçıvan!” demesi, onun seçtiği bu özgün yolun ne denli anlamlı olduğunu gözler önüne seriyor.
Toprağa Ekilen Bir Öpücük, Ruha Dokunan Bir Anlatı
Usta’nın her ekim ritüeli, adeta bir meditasyon ve saygı duruşu niteliğinde. Önce beton saksıların dibine çökmüş izmaritleri tek tek topluyor, ardından toprağı sevgiyle temizliyor. Küçük küreğiyle toprağı havalandırıp nefes aldırırken, yanında getirdiği sukulentler, sardunyalar gibi dayanıklı bitkileri özenle yerleştiriyor. Ardından, can suyu niyetine suladığı her fidanı tek tek öperek, toprağa ve hayata olan minnetini ifade ediyor. Bu sadece fiziksel bir eylem değil, aynı zamanda manevi bir bağ kurma ritüeli. Bir gün Cihangir Camisi’nin kadim hikâyesini anlatırken, başka bir gün Ayrılık Çeşmesi’nin hüzünlü geçmişine dokunuyor. Yaşadığı evin önüne ektiği bir bitkiyle Ahmet Kaya’nın unutulmaz müziğini anması, onun eylemlerine yüklediği derin kültürel ve sanatsal katmanları gözler önüne seriyor. Çiçek dikme eylemi sırasında yanından geçen bir teyzenin içten “Elin dert görmesin” duası ya da sosyal medyadan tanıyıp gelerek “Çevremizdeki güzelliklere gözümüz o kadar kapandı ki, birilerinin bu boş saksıları fark edip onlara renk getirmesi çok hoşuma gitti” diyen Sema Çeker’in (43) ifadeleri, Ali Umut’un eyleminin sadece bitki dikmekten ibaret olmadığını; aynı zamanda bir farkındalık, bir uyandırma çağrısı olduğunu kanıtlıyor.
Geleceğe Uzanan Yeşil Bir Vizyon
Boğaziçi’nden mezun olduktan sonra, ‘Hayatta ne istiyorum?’ sorusuyla yüzleşen Ali Umut, yanıtı doğayla iç içe olmakta ve kendini sürekli yeni zorluklarla sınamakta buluyor. Bu yeşil uyanışın ardından, ufukta çok daha büyük ve destansı bir proje beliriyor: Mart 2027’de Artvin’den başlayıp Hatay’a kadar uzanacak, tam bir buçuk yıl sürecek bir kano turuyla Türkiye sahillerini temizlemek. Bu devasa ekolojik projenin gerçekleşmesi için gerekli sponsorluk desteğini bulmak amacıyla, şimdiki görünürlüğünün ve etkileşiminin kritik bir rol oynayacağına inanıyor. Ali Umut Usta’nın hikâyesi, sadece İstanbul’un beton grisi arasına serpiştirilmiş birkaç yeşil noktadan ibaret değil; o, modern insanın kaybolan bağını yeniden tesis etme, unutulan güzellikleri hatırlatma ve daha yaşanabilir bir dünya için umut tohumları ekme arayışının şiirsel bir ifadesi. Onun eylemleri, bir bahçıvanın emeğiyle bir sanatçının vizyonunu harmanlayan, kent yaşamına taze bir nefes getiren eşsiz bir sanat performansı olarak zihnimizde yer ediyor.






