Sadece Görmüyoruz, Dünyayı Adeta Tadıyoruz
Şimdi bir anlığına durun ve düşünün. Okuduğunuz bu satırlardaki her harfin bir rengi olduğunu, dinlediğiniz o şarkının damağınızda ekşi bir tat bıraktığını ya da birine dokunulduğunu gördüğünüzde o teması kendi teninizde hissettiğinizi hayal edin. Kulağa bilim kurgu filmi gibi geliyor değil mi? Ama değil. Bilim dünyasında ‘sinestezi’ olarak adlandırılan bu durum, aslında beynin bize sunduğu en sıra dışı, en ‘premium’ özelliklerden biri. Toplumun yaklaşık yüzde 4’ü dünyayı bu şekilde algılıyor ve işin ilginç yanı, birçoğu bunun bir farkındalık olduğunun bile farkında değil; herkesin dünyayı böyle gördüğünü sanıyorlar.
Beyindeki Bu Karışıklığın Ekonomik Faturası Nedir?
Bir ekonomi şefi olarak meseleye sadece nörolojik değil, insan kaynağı ve verimlilik penceresinden bakmak zorundayım. Sinestezi bir hastalık değil, beynin veri işleme biçimindeki bir farklılık. Normalde beyin, görme, işitme ve tat alma gibi duyuları ayrı klasörlerde tutar. Ancak sinestetlerde bu klasörler arasındaki kablolar birbirine dolanmış durumda. Bir harfi görmek, otomatik olarak renk merkezini de tetikliyor. Bu durumun vatandaşa maliyeti ise bazen yüksek bir zihinsel yorgunluk olabiliyor. Sürekli bir uyaran bombardımanı altında yaşamak, odaklanma süresini kısaltabiliyor ya da kalabalık, gürültülü ortamlarda ‘duyusal aşırı yüklenme’ nedeniyle iş gücü kaybına yol açabiliyor.
Yaratıcı Ekonominin Gizli Silahı: Sinestetler
Peki, bu ‘kısa devre’ hep mi zarar? Asla. Aksine, yaratıcı endüstrilerde bu durum tam bir altın madeni. Reklamcılık, grafik tasarım, müzik ve mimarlık gibi alanlarda sinestetler, sıradan bir insanın kuramayacağı bağlantıları saniyeler içinde kurabiliyor. Bir melodiyi ‘mavi’ olarak gören bir bestecinin veya bir sayıyı ‘sert bir doku’ olarak algılayan bir matematikçinin ortaya koyduğu katma değer, standart bir beyin yapısından çok daha farklı ve özgün oluyor. Bugün Silikon Vadisi’nden büyük sanat galerilerine kadar pek çok yerde, bu tip farklı düşünme biçimlerine sahip insanlar ‘beyin avcıları’ tarafından özellikle aranıyor.
Farklı Bir Beyne Sahip Olmanın Bedeli
Her nimetin bir külfeti vardır. Sinestezi sahibi bireyler için sinema salonları, gürültülü caddeler veya karmaşık grafikli tablolar bazen fiziksel bir ağrıya dönüşebiliyor. Özellikle ‘ayna-dokunma’ sinestezisi olanlar, başkasının acısını gördüğünde bunu kendi vücudunda simüle ediyor. Bu da empati yorgunluğu dediğimiz o görünmez yükü beraberinde getiriyor. Ancak şunu unutmamak lazım: Standartlaştırılmış eğitim sistemleri ve ‘herkes aynı olsun’ diyen iş dünyası bu insanları ‘arızalı’ gibi görse de, aslında onlar beynin evrimleşme sürecindeki en renkli örnekleri. Eğer çocuğunuz ‘A harfi kırmızı’ veya ‘bu şarkı çok tuzlu’ diyorsa, onu susturmayın; muhtemelen geleceğin en büyük sanatçısını veya stratejistini yetiştiriyorsunuzdur.






