Türk futbolunun modernleşme sancıları, milli takımın Avustralya karşısında sergilediği etkisiz futbolla bir kez daha gün yüzüne çıktı. Sahadaki diziliş, modern futbolun fetiş haline getirdiği sahte 9 sistemine sıkı sıkıya bağlı kalma ısrarının acı bir faturasıydı. Sahada sadece bir taktik değil, aynı zamanda esneklikten yoksun bir inatçılık izledik. Tribünleri dolduran binlerce taraftarın ve ekran başındaki milyonların ortak sorusu net: Neden bu kadar katı kurallarla oynuyoruz?
Ezberci Taktikler Duvara Tosladı
Futbol, sadece kağıt üzerinde çizilen şablonlardan ibaret değildir; yaşayan, anlık reaksiyonlar gerektiren dinamik bir süreçtir. Avustralya gibi fizik gücü yüksek, savunma bloklarını sıkı kuran rakiplere karşı sadece pas oyununa güvenmek, bile bile lades demektir. Maçın gidişatı bas bas bağırırken, hücum hattında çift forvete dönmemek, rakibin kurduğu beton duvara kafa atmaktan farksızdır. Montella’nın kriz anlarında oyunu okuma becerisi ciddi şekilde sorgulanıyor. Modern felsefe adı altında, sahadaki somut gerçekleri görmezden gelmek büyük bir lüks.
Sosyolojik Baskı ve Esneme Sanatı
Bizim futbol kültürümüz, doğası gereği sabırsız ve anında sonuç odaklıdır. Bu durum teknik direktörler üzerinde devasa bir toplumsal baskı yaratır. Ancak bu baskıyı yönetmek de teknik adamlığın en önemli parçalarından biridir. Vincenzo Montella’nın anlaması gereken en hayati nokta şudur: Eğilmek, kırılmak anlamına gelmez. Esnemek, rakibin hamlelerine göre şekil değiştirmek bir zayıflık değil, aksine taktiksel bir güç gösterisidir. İtalyan teknik adamın bu katı inadını kırıp, Türk futbolunun genetiğindeki o savaşçı ve pragmatik ruhla barışması gerekiyor. Aksi takdirde, modern sistem sevdası bizi turnuvanın dışına itecek.
Kaynak: Hürriyet






