Sadece Bir Teknik Adam Değil Bir Karakter Gitti
Fenerbahçe camiası için artık tanıdık, tanıdık olduğu kadar da yorucu bir döngünün içine yeniden girildi. Domenico Tedesco’nun gidişi, sarı-lacivertli kulübün kendi yarattığı o bitmek bilmeyen kriz atmosferinin son halkası oldu. Ancak bu kez durum sadece bir hoca değişikliğinden çok daha derin izler bırakıyor. Tedesco, saha içindeki kararlarıyla zaman zaman tartışılsa da saha dışındaki duruşu, erdemi ve sorumluluk bilinciyle kısa sürede taraftarın kalbinde özel bir yer edinmişti. İş dünyasındaki liderlik krizlerine benzer şekilde, Fenerbahçe de maalesef nitelikli insan kaynağını korumak yerine, günü kurtaracak hamlelere yönelmeyi tercih etti.
Yeşilçam Senaryosu: Gülşah’ın Dadısı ve Samandıra
Kulüp yönetiminin sergilediği bu tavır, Yeşilçam’ın o meşhur Gülşah filmini anımsatıyor. Hatırlarsınız; evin haylaz çocukları gelen her dadıyı türlü oyunlarla kaçırır, evin babası ise sorunun temelini sorgulamak yerine sadece parayı bastırıp yeni bir dadı getirirdi. Fenerbahçe yönetimi de bugün tam olarak bu ‘zengin baba’ rolünü oynuyor. Samandıra’daki o ağır ve bazen zehirli hale gelen havayı temizlemek, oradaki kurumsal yapıyı iyileştirmek yerine sadece vitrini değiştirerek her şeyin düzeleceğine inanıyorlar. Oysa bir eğitimcinin de çok iyi bildiği gibi; sınıftaki disiplin sorunu sadece öğretmeni değiştirerek çözülmez, okulun iklimine bakmak gerekir.
Başarı Bir Varış Değil Sabırla Örülen Bir İnşa Sürecidir
Türk futbol tarihine baktığımızda, başarının tesadüf olmadığını gösteren en net örnek Jupp Derwall dönemidir. Derwall geldiğinde Galatasaray hemen şampiyon olmamıştı. 1984’ten 1987’ye kadar bir zihniyet devrimi yapıldı, sistemin temelleri atıldı ve insan kaynağına yatırım yapıldı. Bugün Fenerbahçe’nin en büyük trajedisi ise bu sistem inşasını, futbolun dinamiklerinden uzak ‘çömez’ figürlerle yönetmeye çalışmasıdır. Kariyerli bir hocanın önüne, transfer planlaması için tecrübesiz isimleri koyarsanız, o yapıdan sürdürülebilir bir başarı çıkmasını beklemek hayalperestlikten öteye geçemez.
Gelecek Kaygısı ve Kurumsal Depresyon
Fenerbahçe bugün teknik bir gerilemeden ziyade, toplumsal bir depresyon yaşıyor. On yıldır her maçı bir ölüm-kalım meselesi, her puan kaybını bir kıyamet senaryosu olarak görmenin getirdiği bu ağır yük, sadece futbolcuları değil aileleri ve genç taraftarları da derin bir gelecek kaygısına sürüklüyor. Tribünlerin sabırsızlığı anlaşılabilir bir durumdur fakat yönetimin görevi bu sabırsızlığa teslim olmak değil, akılcı bir planla camiaya güven vermektir. Eğer Sadettin Saran ve diğer adaylar, sadece sloganların arkasına sığınıp gerçek bir sistem inşasına odaklanmazlarsa, giden her hoca bu derin depresyonun şiddetini artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
“






