Zamansız Bir Kültürün Toroslar’daki Son Kalesi
Anadolu coğrafyası, modern sanayinin çarkları arasında ezilmeye yüz tutmuş yüzlerce yıllık değerleri bağrında saklamaya devam ediyor. Mersin’in Anamur ilçesine bağlı Güngören Mahallesi’nde yer alan ve yaklaşık iki asırdır durmaksızın dönen tarihi su değirmeni, bu sessiz direnişin en somut örneklerinden biri olarak ayakta duruyor. Toros Dağları’nın zirvelerinden süzülen kar sularıyla hayat bulan bu tarihi yapı, teknolojik gelişmelere ve fabrikasyon üretime meydan okuyarak doğal mısır unu üretmeye devam ediyor.
Dededen toruna miras kalan bu ata yadigarı değirmen, sadece un öğütülen bir mekân olmanın ötesinde, bölge halkının ortak belleğini, kültürünü ve geçmişini geleceğe taşıyan yaşayan bir müze niteliği taşıyor. Günümüzde yok olmaya yüz tutmuş bu geleneksel yöntemin sürdürülmesi, hem sağlıklı gıdaya ulaşım hem de kültürel süreklilik açısından büyük bir önem arz ediyor.
Gezgin Onur’un Miras Nöbeti: Geleceğe Taşınan Emanet
Bölgede ‘Gezgin Onur’ lakabıyla tanınan Onur Çınar, çocukluğunun geçtiği, un kokusuyla büyüdüğü bu tarihi yapıyı yaşatmak için tek kişilik bir ordu gibi mücadele veriyor. Ailesinden devraldığı değirmeni büyük bir özveriyle işleten Çınar, bu yapının sadece kendilerine ait ticari bir işletme olmadığını vurguluyor. Buranın, Toroslar’ın eteklerinde yaşayan tüm insanların ortak mirası olduğunu belirten genç işletmeci, ömrü yettiği sürece taşın dönmesini sağlayacağını ifade ediyor.
Geleneksel değirmencilik, günümüzde fabrikasyon unların raf ömrünü uzatmak için uygulanan kimyasal işlemlerden uzak, tamamen doğal ve sağlıklı bir alternatif sunuyor. Taş değirmende yavaşça öğütülen mısır, besin değerini kaybetmeden sofralara ulaşıyor. Bu yönüyle tarihi değirmen, modern insanın doğal gıda arayışına da doğrudan yanıt veriyor.
Sosyal Yaşamın Kalbi Artık Sessizliğe Gömülüyor
Güngören Mahallesi Muhtarı Murat Tere, geçmişte köy sınırları içerisinde aktif olarak çalışan üç su değirmeninin bulunduğunu, ancak zamanla bunlardan birinin tamamen kapandığını belirtiyor. Eskiden köyde yüzlerce ton mısır üretildiğini ve bu değirmenlerin önünde günlerce süren kuyruklar oluştuğunu aktaran Tere, o dönemleri özlemle anıyor. Değirmen önlerinin sadece birer iş sahası değil, köylülerin bir araya geldiği, dertleştiği, çay içip sosyalleştiği birer kültür merkezi olduğunu söylüyor.
Bugün ise tarımsal üretimdeki gerileme, susuzluk ve en önemlisi genç nüfusun köyü terk ederek kentlere göç etmesi, bu tarihi mirası ciddi şekilde tehdit ediyor. Yaklaşık 140 haneli mahallede nüfusun 330 kişiye kadar gerilemesi, değirmenin geleceğini de belirsizliğe sürüklüyor.
Kuraklık ve Göç Kıskacındaki Tarih İçin Acil Çağrı
Muhtar Murat Tere, bölgedeki tarımsal faaliyetlerin yeniden canlandırılması ve gençlerin ata topraklarına dönmesi için sulama yatırımlarının hayati önem taşıdığını belirtiyor. Su kaynaklarının verimli kullanılması durumunda toprakların yeniden hayat bulacağını, üretimin artmasıyla birlikte tarihi değirmenlerin de sonsuza dek dönebileceğini vurguluyor.
Uzmanlar ve yerel tarihçiler de benzer şekilde, bu tür kültürel mirasların sadece bireysel çabalarla ayakta kalamayacağını, devlet destekli koruma projeleriyle desteklenmesi gerektiğini savunuyor. Aksi takdirde, Anadolu’nun bu eşsiz hafıza durakları birer birer tarihin tozlu sayfalarına karışacak.
Kaynak: Haber Optimum






