Diplomaside Kurtuluş Savaşı ve Borç Kıskacı
Tarih, sadece geçmişte kalan tozlu sayfalardan ibaret değildir; bugünün siyasi, ekonomik ve toplumsal dengelerini kuran gizli bir şifre anahtarıdır. 13 Haziran tarihi de dünya ve Türkiye siyasetinde tam anlamıyla kırılma noktalarının yaşandığı, ezberlerin bozulduğu çok özel bir dönemeçtir. Diplomasi masalarındaki gizli pazarlıklardan diktatörlerin arka oda kavgalarına, sınır ötesi krizlerden Türkiye’nin kaderini değiştiren büyük göç hareketlerine kadar pek çok tarihi olay bu günde gizlidir.
1921 yılının 13 Haziran günü, Ankara’da sessiz ama derinden bir satranç oynanıyordu. Mustafa Kemal Atatürk, Fransa Temsilcisi Franklin Bouillion ile bir araya geldi. Bu görüşme sıradan bir diplomatik temas değil, Kurtuluş Savaşı’nın diplomatik cephesinde kazanılan en büyük zaferlerden biri olan Ankara Antlaşması’nın zeminini hazırladı. Fransa’yı İngiltere’den koparan bu hamle, genç Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesinde nefes almasını sağladı.
Tam yedi yıl sonra, yine bir 13 Haziran günü Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı’dan kalan devasa borç yükünü temizlemek için Düyunu Umumiye alacaklılarıyla masaya oturdu. 1928’de imzalanan bu tarihi sözleşme, yeni kurulan devletin ekonomik bağımsızlığını tüm dünyaya tescil ettiren, mali zincirleri kıran hayati bir adımdı.
Diktatörlerin Egoları ve Almanya Treni
Avrupa tarihini kana bulayan faşizm ittifakının arkasındaki gizli nefreti gösteren en net olay 1934’te yaşandı. Adolf Hitler ve Benito Mussolini, Venedik’te ilk kez yüz yüze geldi. İki lider kameralara dostluk pozları verse de, Mussolini’nin görüşme sonrasında Hitler için “aptal küçük maymun” ifadesini kullanması, tarihin en kirli ortaklığının ne kadar kırılgan temeller üzerine kurulduğunu açıkça gösteriyordu.
Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısını kökten değiştiren en büyük dönüm noktalarından biri ise 1961 yılında gerçekleşti. Federal Almanya ile yapılan işçi alımı protokolü, yüz binlerce Anadolu insanının Avrupa’ya göç etmesinin önünü açtı. Trenle yola çıkan ilk işçi kafilesi, bugün milyonlarca gurbetçinin oluşturduğu devasa bir ekonomik ve kültürel köprünün ilk harcı oldu.
90’ların Siyasi Depremi ve İlk Kadın Başbakan
Yakın tarihin en büyük siyasi depremi ise 13 Haziran 1993’te yaşandı. Süleyman Demirel’in Çankaya Köşkü’ne çıkmasının ardından boşalan Doğru Yol Partisi genel başkanlığı koltuğuna Tansu Çiller oturdu. Bu seçim, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk kadın başbakanı dönemini başlattı. 90’lı yılların çalkantılı siyasi ve ekonomik iklimini şekillendiren bu hamle, Türk siyaset sahnesinde taşları yerinden oynatan tarihi bir dönemeç olarak kayıtlara geçti.
Kaynak: Nigdehaber






