Ramazan’ın Gölgesinde Toplumsal Değerlere Çağrı
Rahmet ve bereket iklimi Ramazan, tüm İslam coğrafyasını saran manevi bir atmosferle her köşeyi aydınlatmaya devam ediyor. Bu mübarek ayın getirdiği derin huzur, sadece ibadet pratikleriyle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda toplumsal meselelerin ve insani değerlerin yeniden idrak edilmesi için de güçlü bir zemin sunuyor. Dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar, bu rahmet ayının her anını en iyi şekilde değerlendirme heyecanı içinde, oruçlarını açtıkları iftar sofralarından teravih namazlarının kılındığı camilere kadar, manevi bir uyanışın parçası oluyor.
Anadolu’nun kalbi Konya’da da bu manevi yoğunluk doruklarda yaşanıyor. Ramazan’ın yirmi üçüncü gününde, yani 13 Mart akşamı, Konyalılar iftarlarını saat 19:02’de açarak gün boyu süren oruçlarını sonlandırdılar. Ardından, günün yorgunluğunu üzerlerinden atıp camilere akın eden cemaat, saat 20:17’de teravih namazı için saf tuttu. Bu saatler, bir şehrin sadece günlük rutinini değil, aynı zamanda manevi takvimini de belirliyor.
Fıtrat ve Aile Kurumuna Yönelik Tehditler
Ancak Ramazan’ın bu dingin ve birleştirici atmosferinde, Ankara kulislerinde yankılanan ve toplumsal yapının temel direklerini hedef alan ciddi uyarılara da kulak kabartmak gerekiyor. Başkentten yükselen güçlü ses, özellikle “fıtrat” kavramı ve aile kurumunun korunması üzerine odaklanıyor. Yüce Yaradan’ın insanı bir kadın ve bir erkek olarak, farklı ancak birbirini tamamlayan özelliklerle yaratması, doğal düzenin bir göstergesi olarak vurgulanıyor. Bu fıtrî düzenin, ne bir cinsiyetin diğerine üstünlüğünü ne de eksikliğini işaret ettiği, aksine her iki cinsiyetin de eşsiz ve değerli olduğu dile getiriliyor; zira insan olarak yaratılmak, bir tercih değil, ilahi bir takdir.
Ne yazık ki, bugün insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden biri, bu doğal fıtratı ortadan kaldırmaya yönelik çabalar olarak değerlendiriliyor. “Cinsiyetsizleştirme” adı altında yürütülen faaliyetler, insanın ruhsal ve bedensel özelliklerini yozlaştırma, kadını erkeğe, erkeği kadına dönüştürme girişimleri olarak tanımlanıyor. Bu tür akımlar, ilahi iradeyi hiçe sayarak insanı kimliksiz bir varlığa indirgeme gayreti taşıyor. Alkollü ve uyuşturucu madde kullanımını, gayrimeşru ilişkileri özendiren, çocukları istismara sürükleyen, dolayısıyla nesillerin geleceğini karartan bu hareketler, Kur’an-ı Kerim’deki şeytanın insanı doğru yoldan saptırma çabalarıyla ilişkilendiriliyor: “Onlara Allah’ın yarattığı fıtratı değiştirmelerini emredeceğim.” (Nis, 4/119) Hadis-i Şerif de bu uyarıyı pekiştiriyor: “Allah, kadınlara benzemeye çalışan erkeklere ve erkeklere benzemeye çalışan kadınlara lanet etmiştir.” (İbn Hanbel, V, 243.)
Ailenin Güçlendirilmesi: Toplumsal Kale
Bu sapkın akımların sinema, televizyon dizileri, çizgi filmler, sosyal medya, dijital oyunlar ve reklamlar gibi çeşitli platformlar üzerinden topluma sirayet etmesi, büyük bir vebal olarak nitelendiriliyor. Ankara’dan yükselen bu ses, cinsiyetsizleştirmenin sadece bireysel kimlikleri değil, aynı zamanda toplumların geleceğini de tehdit ettiğini güçlü bir şekilde ifade ediyor. Bu tehdide karşı en büyük gücümüzün ise “aile” olduğu vurgulanıyor. Aile, dinimizin meşru gördüğü, ruhsal ve fiziksel olgunluğa erişmiş bir kadın ve bir erkeğin nikh ile kurduğu, rahmet ve merhamet yuvası olarak tanımlanıyor. Sağlıklı nesillerin yetiştirilebilmesi için en değerli hazinemiz, çocuklarımız için ilim, irfan ve hikmet mektebi. Nesillerimizi yanlış yönelişlerden ve kötülüklerden koruyan muhkem bir kale, sağlam bir sığınak.
Ailenin kurulması, korunması ve çocuklarla güçlendirilmesinin İslam’ın emri olduğu hatırlatılarak, bu zararlı akımlar karşısında hepimizin ortak görevine dikkat çekiliyor. O halde, aile kurumunu ortadan kaldırmak ve toplumu ifsat etmek isteyenlere karşı uyanık olmak, ailemizi şefkat ve muhabbet ocağı kılmak büyük önem taşıyor. Çocuklarımıza zaman ayırarak ilgi ve sevgimizi eksik etmemek, onları milli ve manevi değerlere bağlı, fıtri kimliklerine uygun bir şekilde yetiştirmek, onlara mahremiyet bilinci aşılamak ve sanal dünyanın zehirli ağlarından korumak, her ebeveynin vazifesi. Evlilik yaş ve olgunluğuna eriştiklerinde gençlerimizi yuva kurmaya teşvik etmek, nişan, nikh ve düğün merasimlerini kolaylaştırmak da bu mücadelenin önemli bir parçası. Zira nikahsız birlikteliklerin tamamı zina ve haram olarak kabul ediliyor, Allah’ın gazabına sebep olan büyük bir günah.
Nitekim kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim, insana düşen bu sorumluluğu şu ayetle vurguluyor: “Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur. O’ndan başka ilah yoktur. O mutlak güç ve hikmet sahibidir.” (Al-İmran 3/6) Bu derin mesajların ışığında, Ankara, Ramazan’ın manevi coşkusuyla birlikte, toplumsal yapının köklerine dair kritik bir uyarıyı yüksek sesle dile getiriyor. Unutmayalım ki, “Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse Allah Teala o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılardan birini giderir.” (Müslim, Birr 58) Bu bilinçle, toplumsal sorunlara omuz vermek, hem dünyevi hem uhrevi bir görevdir. Zira hepimizin duası: “Allah’ım! Mal, aile, çocuk olarak insanlara verdiklerinin hayırlısını dilerim, sapıtan ve saptıranları değil.” (Tirmizî, ‘De’avt’, 124)






