Konya’daki yerel yönetimler, özel gereksinimli bireyler ve aileleri için bir kez daha iftar sofrası kurdu. Bu, sadece bir yemek değil; aynı zamanda şehir yöneticilerinin, “engelsiz şehir” söyleminin ardındaki niyetini ortaya koyan bir sahneydi. Her yıl tekrarlanan bu buluşmalar, yüzeysel bir nezaket gösterisi mi, yoksa toplumun en kırılgan kesimlerine yönelik gerçek bir dönüşümün habercisi mi? İşte asıl soru burada başlıyor.
Toplumsal Engeller ve Gönül Körlüğü
Meram Belediye Başkanı Mustafa Kavuş’un “Asıl engelin Allah’ın kendisine kulak verip duymayan, göz verip görmeyen, ağız verip konuşmayan insanlarda ve gönüllerde olduğuna şahit oldum” sözleri, konunun bam teli. Zira fiziksel engellerden önce, zihinlerdeki duvarlar yıkılmadan gerçek bir kapsayıcılık sağlanamaz. Türkiye’de yıllardır süregelen “engelli” kavramına dair yanlış algı, bu bireyleri toplumdan izole eden en büyük faktörlerden biri. Onları acınacak durumda görmek, yeteneklerini göz ardı etmek, toplumun kendi körlüğüdür. Bu iftar sofraları, sadece fiziksel bir araya geliş değil, aynı zamanda bu gönül körlüğünü aşma potansiyeli taşımalıdır. Aksi halde, boş sözlerden ibaret kalır.
Belediyelerin Ağırdan Alan Hamleleri
Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca’nın “Engelsiz Yaşam Merkezi’miz için atamalarımız yapıldı, kısa süre içerisinde açılışı yapılacak” açıklaması, kulaklarımızı tırmalıyor. Atamalar yapıldı, açılış yapılacak… Peki ne zamandır bekleniyor bu adımlar? Bugüne kadar neden gecikildi? Özel gereksinimli bireylerin hayatını kolaylaştırmak için atılacak adımlar, siyasi takvimlere ya da “uygun zamana” sıkıştırılamaz. Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı’nın “zihinlerdeki engelleri kaldırmak” vurgusu ve “özel spor merkezi” müjdesi de önemli. Ancak bu müjdeler, somut ve erişilebilir projelere dönüşmedikçe, sadece birer vaat olmaktan öteye geçemez. Şehirlerin gerçek anlamda engelsiz hale gelmesi, kaldırımdan toplu taşımaya, eğitimden istihdama kadar her alanda radikal değişimler gerektiriyor. Sadece “çok iyi durumdayız” demek, sahadaki gerçekleri göz ardı etmek olur.
Kimseyi Geride Bırakmayan Şehir İddiası
Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay’ın “Kimseyi geride bırakmayan bir şehir ve toplum inşa etme arzusundayız” ifadesi iddialı. Ancak bu arzu, gerçekten ne kadar somut adımlarla destekleniyor? Ramazan ayının ruhuyla dayanışma vurgusu yapmak kolay, önemli olan bu ruhu yılın her gününe yayabilmek. Özel gereksinimli bireylerin sadece iftar sofralarında hatırlanması yetmez. Onların eğitimi, istihdamı, sosyal hayata tam entegrasyonu için atılan adımlar, ne kadar kalıcı ve kapsayıcı? Şehrin altyapısı, kamusal alanları, hizmet binaları, toplu taşıma sistemleri gerçekten “engelsiz” mi? Yoksa bu ifade, sadece şık bir slogan mı? Konya’nın merhamet ve vefa şehri olduğu vurgusu, ancak bu bireylerin günlük yaşamda karşılaştığı her engeli ortadan kaldırdığında anlam kazanır.
Sözden Öteye Geçen Dayanışma Şart
Konya Valisi İbrahim Akın’ın “Kardeşlik iklimiyle engelleri aşan, güçlü bir dayanışma ruhunu büyütüyoruz” sözleri, devletin ve yerel yönetimin bu konudaki resmi duruşunu özetliyor. Evet, dayanışma şart. Ancak bu dayanışma, sadece iftar masalarında değil, yasal düzenlemelerde, bütçe tahsislerinde ve projelerin uygulanma hızında da kendini göstermeli. Özel bireylerin sabrı ve azmi, topluma ilham kaynağı olabilir, ancak bu onların sorumluluğu değil. Asıl sorumluluk, engelleri yaratan sistemi değiştirmekte ve onlara eşit fırsatlar sunmakta yatar. İmkanları çoğaltmak ve yaşamı daha erişilebilir kılmak, “elbette ki mümkündür” demekle değil, kararlı ve sürekli eylemle olur. Bir şehrin gelişmişliği, en kırılgan sakinlerine ne kadar iyi baktığıyla ölçülür. Konya, bu sınavda henüz ne durumda?
Bu iftar programı, bir başlangıç noktası ya da bir hatırlatıcı olabilir. Ancak özel gereksinimli bireylerin hak ettiği yaşam, geçici jestlerden çok daha fazlasını gerektiriyor. Konya’nın “engelsiz şehir” olma iddiası, samimi adımlar, sürekli yatırımlar ve toplumsal zihniyet dönüşümü ile desteklenmedikçe, sadece boş bir vaat olarak kalacaktır. Artık laftan çok icraata ihtiyaç var.






