Anadolu Yolları Kan Ağlıyor: Felaket Teğet Geçti
Dün ikindi vakti, Karaman’ın Sarıveliler ile Konya’nın Taşkent ilçelerini birbirine bağlayan o meşum yolda, doğanın gazabıyla insan ihmalinin kol kola yürüdüğü korkunç bir an yaşandı. Sağanak yağışların zaten çürük diş gibi salladığı yamaçlardan koptu geldi. Dev bir kaya parçası! Öyle böyle değil, tonlarca ağırlıktaki o lanet kütle, yeri göğü inleten bir gürültüyle Karayolları’nın görmezden geldiği asfalta çakıldı. Tam da o saniyeler içinde, hayatla ölüm arasındaki ince çizgide cambazlık yapan bir isim vardı: Ömer Karakuş. Otomobiliyle yoldan geçen Karakuş, saniyelerle, evet sadece saniyelerle o dehşet verici kayanın altında kalmaktan kurtuldu. Bu bir mucize miydi, yoksa altyapı denen o kocaman lafın arkasına saklanan sorumsuzluğun bize çaldığı bir ‘uyanma zili’ mi?
Kronikleşen Tehlike ve Gözardı Edilen Uyarılar
Ne yazık ki bu, Anadolu’nun dört bir yanında kaderine terk edilmiş yolların ilk trajedisi değil. Her yağmurda, her küçük sarsıntıda dağların eteğindeki yerleşim yerleri ve yollar, göz göre göre gelen felaketlere davetiye çıkarıyor. Dağlar elbette yağar, erozyon da doğanın bir parçasıdır. Ama peki ya bilimin, mühendisliğin, planlamanın ve en önemlisi insan hayatının değerini bilen yöneticiliğin nesi? Bölgenin jeolojik yapısı yıllardır ortada. Sağanak yağışların tetikleyici olduğu aşikar. Peki, yamaç sabitleme çalışmaları, kaya düşmelerini önleyici kafesler, bariyerler nerede? Yoksa birilerinin masasında bekleyen projeler, ödenek bekleyen planlar, vatandaşı ölüme terk edene kadar rafa mı kaldırılıyor? Bu yollar sadece iki ilçeyi değil, hayatı birbirine bağlıyor. Ticaret aksıyor, insanlar sevdiklerine ulaşmakta tereddüt ediyor, acil durumlarda dakikalar bile hayat kurtarırken, kapatılan bu yollar ne yazık ki bir yaşam hattını kesintiye uğratıyor.
Biriken İhmallerin Bedeli: Ne Kadar Daha Can Yanacak?
O dev kaya, saatler süren uğraşların ardından yol kenarına itildi ve trafik tek şeritten de olsa yeniden açıldı. Geçici bir çözüm! Peki ya ertesi gün, ya bir sonraki şiddetli yağışta? Yeniden mi ‘saniyelerle kurtuldu’ haberleri okuyacağız, yoksa bu kez can kaybıyla mı yüzleşeceğiz? Bu, sıradan bir ‘kaya düştü’ haberi değil; bu, yıllardır biriken ihmallerin, basiretsiz planlamanın ve vurdumduymazlığın betona çarpan sesi. Ulaşım ağı dediğin, sadece asfalt ve çizgi demek değildir; o, halkın can damarıdır, güvenliğidir, yarınlara uzanan köprüsüdür. Bu yolların sorumluluğu kimdeyse, o koltuklarda oturanların vicdanlarına sesleniyorum: Bir canın bedeli kaç metrekare kafes teli, kaç metre kaya tutucu duvardır? Vatandaşın can güvenliğini ciddiye almak için daha kaç felaketin yaşanması gerekiyor? Yoksa bu koca kaya parçası, yetkililerin gözlerine değil de, doğrudan kalplerine düşmeden mi ders alınmayacak?






