Emeğin Bayramında Geçim Derdi Gölgesi
Yarın 1 Mayıs… Ama sokaktaki vatandaş için bu yıl 1 Mayıs sadece bir takvim yaprağından ibaret değil. Hayat pahalılığının zirve yaptığı, market raflarındaki etiketlerin her sabah değiştiği bir dönemde, emeğin ve dayanışmanın anlamı hiç olmadığı kadar derinleşti. Eskiden sadece işsizlik en büyük korkuyken, şimdi ‘çalıştığı halde geçinememek’ milyonların ortak derdi haline geldi. İnsanlar sabah uyandıklarında gelen yeni zamlarla sarsılırken, alın terinin karşılığını almak her geçen gün daha da zorlaşıyor.
Cepteki Para Daha Eve Girmeden Eriyor
Mevcut ekonomik düzende asgari ücret ya da onun biraz üzerinde maaş alan bir çalışanın ay sonunu getirmesi artık mucizelere bağlı. Maaş artışları yapılıyor ama bu artışlar enflasyon canavarı karşısında birkaç hafta içinde etkisini yitiriyor. Alım gücünün bu denli düşmesi, toplumun geniş kesimlerini ‘çalışan yoksullar’ kategorisine itti. Bugün artık sadece iş arayanlar değil, sabah 9 akşam 6 mesai harcayanlar da kirasını öderken, mutfak alışverişi yaparken veya çocuğunun okul masrafını karşılarken iki kez düşünmek zorunda kalıyor. Bu tabloyu görmezden gelmek, milyonların yaşadığı ekonomik daralmayı yok saymak anlamına geliyor.
Vergi Dilimi Tuzağı ve Adaletsiz Tablo
Çalışanların sırtındaki bir diğer büyük yük ise vergi sistemi. Maaşlar kağıt üzerinde artsa bile, çalışanlar kısa sürede üst vergi dilimine giriyor ve eline geçen net rakam bir anda kuşa dönüyor. Yüksek gelir grupları çeşitli teşvik, muafiyet ve istisnalardan yararlanabilirken, sadece alın teriyle kazananın geliri daha cebine girmeden kaynağından kesiliyor. Bu adaletsizlik, gelir dağılımındaki uçurumu her geçen gün daha da derinleştiriyor. Zengin ile dar gelirli arasındaki makasın bu kadar açılması, toplumsal barışı ve sürdürülebilirliği de doğrudan tehdit ediyor.
Sendikalaşma ve Örgütlü Mücadele Şart
Peki, bu darboğazdan çıkış yolu nerede? Tek başına ses çıkarmak çoğu zaman yetersiz kalıyor; bu yüzden örgütlü bir şekilde hak aramak her zamankinden daha kritik bir noktada. Ancak ne yazık ki pek çok iş yerinde sendikal faaliyetlerin önüne set çekiliyor. İşten çıkarılma korkusu, baskı ve mobbing gibi yöntemlerle işçilerin en temel hakkı olan örgütlenme özgürlüğü kısıtlanıyor. Oysa güçlü ve bağımsız bir sendika, sadece maaş pazarlığı demek değil; aynı zamanda iş güvenliği, insanca çalışma saatleri ve liyakatli bir çalışma ortamı demektir.
1 Mayıs Bir Kutlamadan Fazlasıdır
1 Mayıs, sadece meydanlarda toplanıp sembolik törenler yapma günü değil; emeğin değerini hatırlatmak ve bu haksız ekonomik düzene karşı güçlü bir ses çıkarmaktır. İşçinin, emekçinin ve dar gelirlinin hakkı teslim edilmedikçe, ekonomik büyüme rakamlarının vatandaşın sofrasına bir faydası olmayacak. Gelecek nesillere daha adil, daha refah dolu bir çalışma hayatı bırakmak için bugün verilen mücadele hayati bir sorumluluktur. Tüm emekçilerin haklarını alabildiği, ay sonu kaygısı taşımadığı bir gelecek umuduyla, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlu olsun.






