MENÜ
04 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 45,9808 ▲ %0,02
EURO 53,5307 ▲ %0,29
ALTIN 6.597,72 ▲ %0,66

Men Dakka Dukka: Adaletin Boomerang Etkisi ve Toplumsal Hesap

Dünya, eylemlerin sonuçlarının görmezden gelindiği, hızın ve hırsın hakikati gölgelediği karanlık bir fazdan geçiyor. Küresel krizlerin, ekonomik türbülansların ve diplomatik satranç hamlelerinin ötesinde, aslında hepimizi birbirimize bağlayan çok daha temel, kadim bir yasa işliyor: Yaşattığını yaşamadan ölmezsin. Bugün dış haberler servisimize düşen her bir çatışma, her bir yolsuzluk dosyası ve her bir hak ihlali haberi, aslında bu kadim yasanın, yani Men Dakka Dukka ilkesinin modern birer yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

Küresel Ölçekte Adaletin Boomerang Etkisi

Hayatın en sade denklemi olan ‘çalarsan çalınır, vurursan vurulursun’ prensibi, bireysel bir uyarıdan ziyade artık evrensel bir ahlak yasası haline dönüşmüş durumda. Bizler, eylemlerimizin yankısını unutmayı bir meziyet sayan bir çağın çocuklarıyız. Gücü elimize geçirdiğimizde adaleti hoyratça eğip büküyor, sözlerimizi zehirli birer ok gibi savuruyoruz. Ancak unutulan bir gerçek var: Tarih, kendi yazdığı hikayenin sonunda mağdur olan kibirlilerin mezarlığıdır. Uzmanlar, toplumsal güven endeksindeki sert düşüşü, bireylerin birbirinin hak ve hukukuna karşı takındığı bu ‘yanına kar kalacak’ yanılgısına bağlıyor. Sosyal denge, bir tarafın haksız kazancını sonsuza dek taşıyamayacak kadar hassas bir teraziye sahiptir.

Günümüzde gücü elinde bulunduranların en büyük yanılgısı, inşa ettikleri o korunaklı duvarların arkasında sonsuza kadar güvende olacaklarını sanmalarıdır. Oysa uluslararası hukuk ve toplumsal vicdan, bir kez zedelendiğinde sıranın kime geleceği asla tahmin edilemez. Bugün alkışladığınız adaletsizlik, yarın kapınıza bir icra memuru, bir mahkeme tebligatı ya da toplumsal bir dışlanma olarak döndüğünde ‘adalet’ diye haykırmak ne yazık ki trajikomik bir geç kalmışlıktan öteye gidemiyor. Çünkü adalet, sadece bize lazım olduğunda değil, hasmımıza bile lazım olduğunda sahip çıkmamız gereken kutsal bir ilkedir.

Toplumsal Hafıza ve Yarının Kaçınılmaz Muhasebesi

Toplumlar da tıpkı bireyler gibi birer karakter taşır. Hukuku eğip bükmeyi ‘pratik zeka’ veya ‘stratejik başarı’ olarak pazarlayan akıllar, aslında kendi geleceklerini sabote etmektedir. Linç kültürünü meşrulaştıranlar, adaletsizliği bir siyaset dili haline getirenler, bir sabah uyandıklarında kendilerini o kontrolsüz kalabalığın hedefinde bulabilirler. Toplumsal hafıza belki bazen puslu görünebilir ama ilkeler asla unutmaz. Bir ilke bir kez çiğnendiğinde, o kapının sürgüsü artık herkes için bozulmuş demektir. Sosyal psikologlar, bu durumun toplumda kronik bir güvensizlik ve anksiyete dalgası yarattığını, herkesin ‘sıra bana ne zaman gelecek?’ korkusuyla yaşadığını belirtiyor.

Mesele, sadece mistik bir sözün gizemi değil; mesele, basit bir fizik kuralı kadar net olan hakikatin ağırlığıdır. Çaldığın kapı aslında kendi kapındır; attığın taş, kendi camını tuzla buz eder. İnsan, kendi yankısından en çok korkan varlıktır çünkü o yankı inkar edilemez bir kanıttır. Bugünün dünyasında adaletsizliği bir başarı stratejisi olarak görenlere en büyük uyarımız şudur: Hesap eninde sonunda sahibini bulur. Ve o büyük gün geldiğinde, kimse şaşkınlık maskesi takmasın. Çünkü o kapıyı ilk çalan, o haksızlığı ilk başlatan bellidir. Şimdi herkes için sorma vakti: Sen hangi kapıyı çaldın ve şimdi hangi sesin sana dönmesini bekliyorsun?

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir