Cebinizi Doğrudan İlgilendiren Yeni Kural Ne Anlama Geliyor?
Memleketine dönmek, köyünde, tarlasının başında bir yuva kurmak isteyenler, ‘ne yapacağım’ diye kara kara düşünenler… Size sesleniyorum. Devletin tarım arazilerine konut yapılmasını yasaklayan yeni düzenlemesi, iyi niyetlerle yola çıkmış olabilir; hepimiz verimli topraklarımızın korunmasını isteriz. Ancak sahadaki gerçekler, yani sizin, benim, komşumuzun yaşadığı hayat, bu kurallarla pek örtüşmüyor. Karaman Ziraat Odası Başkanı Mehmet Bayram’ın yaptığı kritik açıklamalar, bu yasakların sadece kağıt üzerinde kalmadığını, doğrudan cebimize, evimize ve çocuklarımızın geleceğine nasıl dokunduğunu gözler önüne seriyor. Eğer kırsalda bir arsanız varsa, köyde bir ev hayaliniz varsa, ya da akrabalarınız bu durumda ise bu haber sizi yakından ilgilendiriyor.
Köylerde Yuva Kurmak Neden Bu Kadar Zorlaştı?
Günümüz Türkiyesi’nde, özellikle kırsal bölgelerde, gençlerin evlenme çağına geldiğinde karşılaştığı en büyük sorunlardan biri konut ihtiyacı. Şehirlerdeki fahiş kira ve konut fiyatları, birçok aileyi ve genci doğup büyüdüğü topraklara, köylerine geri dönmeye itiyor. Ancak bu yeni düzenleme, onların önüne adeta bir duvar örüyor. Bayram’ın da vurguladığı gibi, mevcut köy yerleşim alanları zaten yetersiz. Evlenecek, aile kuracak genç, ne yapsın? Elbette kendi arazisine, belki babasından kalan tarlanın bir köşesine küçük bir ev yapmak istiyor. Yıllardır süregelen bu durum, bir anda suç unsuru haline getirilirse, kırsalın geleceği ne olacak?
‘Yık!’ Demek Kolay, Peki Ya Çözüm Nerede?
Devletin tarım arazilerini koruma çabası takdire şayan. Ancak bir taraftan ‘tarımsal üretimi artırın, köye dönün’ derken, diğer taraftan köylerde planlı yerleşim alanları oluşturulmaması büyük bir çelişki. Vatandaşa hiçbir alternatif sunmadan ‘kendi arazinize ev yapamazsın’ demek, hatta ‘yaptıysan yık’ diye kapısına dayanmak ne kadar adil? Hayatını köyde sürdüren, toprağıyla geçinen bir çiftçinin, ailesiyle yaşayacağı, barınacağı bir evinin olmaması düşünülemez. Bu yasağın getirilmesiyle birlikte, binlerce kişinin yıllardır emek vererek kurduğu yuvaları, “kaçak yapı” damgası yiyerek yıkım tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Bu durum, sadece maddi bir kayıp değil, aynı zamanda büyük bir sosyal yıkım ve mağduriyet anlamına geliyor.
Çiftçi İle Rantçı Aynı Kefeye Konulmamalı
İşte en can alıcı nokta burası. Mehmet Bayram, bu düzenlemenin ruhunda büyük bir hata olduğunu belirtiyor: Üretim yapan, toprağına bağlı gerçek çiftçi ile tarım arazilerini sadece rant elde etmek için kullanan ‘hobi bahçesi’ veya ticari girişim sahipleri aynı kefeye konulamaz. Tarlasına ev yapan çiftçi, ailesiyle orada yaşar, hayvanını besler, toprağını işler. Bu yapılar, çiftçinin hayatının ve üretiminin ayrılmaz bir parçasıdır: Evi, ahırı, deposu… Bunlar korunmalı, desteklenmeli. Amaç dışı, ticari ve rant odaklı yapılaşmalarla mücadele edilirken, gerçek üreticiye yüklenmek, onu cezalandırmak akıl dışıdır. Aksi takdirde, verimli topraklarımızı koruyalım derken, çiftçimizi toprağından koparır, üretimi bitiririz. Bu da nihayetinde hepimizin gıda fiyatlarına yansır, cebimizden daha fazla para çıkmasına neden olur.
Gelecek İçin Tek Çözüm: Planlı Kırsal Gelişim
Peki bu karmaşık soruna nasıl bir çözüm bulunmalı? Bayram’ın önerileri çok net ve uygulanabilir: Her köy için acilen planlı yerleşim alanları oluşturulmalı, imar düzenlemeleri tamamlanmalı. Yani, devlet vatandaşa ‘buraya yapabilirsin’ diyeceği yasal ve yaşanabilir alternatifler sunmalı. Bu sayede hem tarım arazileri korunmuş olur hem de kırsalda yaşayan insanlarımız, gençlerimiz yasal yollarla ev sahibi olabilir. Aksi halde, kırsalda yaşam hayalden öteye geçemez, köylerimiz boşalır, tarlalarımız ekilemez hale gelir. Unutmayalım ki, gıdamızın güvencesi, köyünde yaşayıp üreten çiftçilerimizdir. Bu düzenleme, yeni mağduriyetler yaratmak yerine, çiftçiyi güçlendiren, kırsal yaşamı sürdürülebilir kılan bir yaklaşımla yeniden ele alınmalıdır. Aksi takdirde, bu kararların faturası tüm Türkiye’ye, hepimizin cebine ve geleceğine kesilecektir.





