Anadolu’nun tam kalbinde, sönmüş bir volkan olan Karadağ’ın eteklerinde, tarih fışkıran bir bölge düşünün. Hititlerden Bizans’a kadar pek çok devasa medeniyete ev sahipliği yapmış olan Binbir Kilise, bugün sessiz bir harabe yığını gibi görünse de aslında altında yatan hikaye oldukça sarsıcı. Erken Hristiyanlık döneminden çok daha eskilere, Hititlerin ayak izlerine kadar uzanan bu eşsiz yapı grubu, zamanında Avrupa’dan Kudüs’e giden hacıların mutlaka uğradığı, dünyanın en önemli üç inanç merkezinden biriydi.
Arap İstilasından Depreme: Yüzyılların Yorgun Mirası
Peki, bir dönemin görkemli piskoposluk merkezi olan, o devasa taş yapılarıyla göze çarpan Binbir Kilise nasıl bu hale geldi? Tarihçiler ve arkeologlar bu sorunun cevabını yıllardır araştırıyor. İlk büyük darbenin, 700 ve 900 yılları arasındaki Arap akınları sırasında geldiği biliniyor. Bizans ve Arap ordularının bu topraklardaki hakimiyet mücadelesi, kutsal yapıların ciddi şekilde tahrip edilmesine neden olmuştu. Ancak bölge pes etmedi ve 900’lü yıllarda bu yapılar yeniden inşa edilerek ihtişamına geri döndü.
Asıl şaşırtıcı gerçek ise 19. yüzyıla ait belgelerde gizli. Necmettin Erbakan Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. İlker Mete Mimiroğlu‘nun paylaştığı veriler, yıkımın sadece savaşlarla değil, doğanın gücüyle de ilgili olduğunu kanıtlıyor. 1880 yılında çekilen ve İngiltere arşivlerinde bulunan fotoğraflarda yapıların hala dimdik ayakta olduğu görülürken, sadece 25 yıl sonra, yani 1905 yılında çekilen karelerde bölgenin tam bir enkaza dönüştüğü fark ediliyor. Bilimsel veriler, Binbir Kilise yapılarının 1880 ile 1905 yılları arasında gerçekleşen devasa bir deprem sonucu büyük oranda yıkıldığını gösteriyor.
İnsan Eliyle Gelen Felaket: Kazma Kürekle Yıkılan Tarih
Doğa olayları ve savaşlar bir yana, bu antik kentin uğradığı en büyük ihanetlerden biri de maalesef insan eliyle gerçekleşti. Bölgenin en yaşlı tanıklarından biri olan İbrahim Karalı’nın 1999 yılında verdiği o çarpıcı beyanat, aslında bir kültürel mirasın nasıl göz göre göre yok edildiğini özetliyor. Karalı, dedelerinin 160 yıl önce bölgeye yerleştiğini ve o dönemde devletin hiçbir yasak koymadığını dile getiriyor. Madenşehri, Üçkuyu ve Değle ören yerlerindeki o paha biçilemez tarihi taşlar, develerle ve arabalarla taşınarak çevre ilçelerdeki cami ve ev inşaatlarında kullanılmış.
Daha da acı olanı ise halkın içindeki korku olmuş. “Bizi buradan sürerler” endişesiyle, köylülerin kendi elleriyle, kazma ve küreklerle bu tarihi kiliseleri yıktığı o karanlık dönem, Binbir Kilise‘nin kaderini mühürlemiş. Bugün turizme kazandırılmaya çalışılan bu eşsiz bölge, hem doğanın hem de tarihe değer vermeyen zihniyetlerin ağır bedelini ödüyor. Binbir Kilise‘nin hikayesi, sadece taş ve toprağın değil, bir hafızanın nasıl silinmeye çalışıldığının en somut örneği olarak karşımızda duruyor.






