Görünmez Bakım Yükü ve Sosyal Prangalar
Türkiye’de zihinsel engelli çocuğu olan ailelerin yaşadığı en büyük zorluk, sadece maddi yetersizlikler değil, aynı zamanda 24 saat süren kesintisiz bakım sorumluluğudur. Bir annenin dişçiye gitmesi, bir babanın acil bir iş seyahatine çıkması ya da bir yakınının cenazesine katılması bu aileler için çoğu zaman imkansız birer lüks haline geliyor. İşte tam bu noktada Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı (ZİÇEV) tarafından hayata geçirilen ‘Soluk Alma Evi’, ailelerin üzerindeki bu ağır sosyal ve ekonomik prangayı bir nebze olsun kırmayı hedefliyor.
Pandemi Sonrası Yeniden Can Suyu Oldu
Ümraniye’deki İstanbul Şubesi yerleşkesinde 2019’un sonunda kapılarını açan ancak küresel salgın nedeniyle faaliyetlerine ara vermek zorunda kalan merkez, 2022 yılından bu yana tam kapasiteyle hizmet veriyor. Burası sadece bir rehabilitasyon merkezi değil; ailelerin düğün, taziye, sağlık sorunları veya kısa süreli tatil ihtiyaçlarında çocuklarını güvenle emanet edebilecekleri bir “güvenli liman” işlevi görüyor. ZİÇEV Genel Sekreteri İnci Cengiz’in de belirttiği gibi, yaşlanan anneanneler ve dedeler artık bu ağır yükü taşıyamaz hale geldiğinde, bu tür profesyonel tesisler hayati bir önem kazanıyor.
Sadece Bakım Değil Yaşam Becerisi
Soluk Alma Evi’nin sunduğu hizmet, bir çocuğun sadece başını sokacağı bir oda sağlamaktan çok daha fazlasını kapsıyor. 19 yatak kapasiteli merkezde kalan bireyler, sabah 07.30’da başlayan disiplinli bir rutinle güne merhaba diyor. Kişisel bakımdan spor aktivitelerine, masa başı aktivitelere kadar dolu dolu bir program uygulanıyor. Uzman eğitmenler eşliğinde yürütülen bu süreçte, çocuklar bir arada yaşama kültürünü öğrenirken öz bakım becerilerini de geliştiriyorlar. Yani aile günlük işlerini halledip “soluk alırken”, çocuk da toplumsal hayata uyum sağlama konusunda bir adım daha ileri gidiyor.
Ekonomik Özgürlüğe Giden Yol
Engelli bir bireye sahip olmak, ailenin en az bir ferdinin iş gücünden tamamen kopması anlamına geliyor. Bu durum, hane ekonomisinde ciddi bir gelir kaybına ve sosyal izolasyona yol açıyor. Soluk Alma Evi gibi projeler, ebeveynlerin en azından kısa süreliğine de olsa kendi ihtiyaçlarına, sağlıklarına ve işlerine odaklanmasına olanak tanıyarak sosyal adaleti sağlıyor. Siirt’ten İstanbul’a sadece bu imkanlar için göç eden ailelerin varlığı, bu tür merkezlerin yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları tarafından neden daha fazla desteklenmesi gerektiğini kanıtlıyor. Ankara’da açılacak yeni ve daha donanımlı merkezin müjdesi de bu hayati destek zincirinin genişleyeceğinin en somut işareti olarak karşımıza çıkıyor.






