Estetik Körlüğün Sonu: Fiş Çekildi
Sekiz asırlık bir tarihin göğsüne ucuz bir tabela çivilemek, sadece bir mimari hata değil, düpedüz hafıza kaybıdır. Antalya’nın simgesi Yivli Minare Camisi’ne takılan o LED ekran, gelen tepkiler üzerine nihayet susturuldu. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan, Selçuklu’nun bize bıraktığı en zarif mirasa reva görülen bu muamele, kamuoyunun sert tokadıyla son buldu. Vakıflar Bölge Müdürlüğü, ‘fişi çektik’ diyerek durumu geçiştirmeye çalışsa da, asıl mesele o ekranın oraya nasıl bir akıl tutulmasıyla asılabildiğidir. Modernleşme adı altında tarihi dokuyu katletmenin savunulacak hiçbir tarafı olamaz.
Kültürel Mirasa Atılan Dijital Çentik
13. yüzyıldan günümüze süzülüp gelen bir yapıya, 21. yüzyılın plastik ve kablolu teknolojisini monte etmek, geçmişe duyulan saygının nerede bittiğini gösteriyor. Tarihçi ve arkeoloji dünyası ayaklanmasaydı, o şerefe belki de yıllarca dijital mesajlar yaymaya devam edecekti. Kent tarihçisi Hüseyin Çimrin’in ‘felaket’ olarak nitelendirdiği bu durum, turizmin kalbi Antalya’da kültürel bilincin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha kanıtladı. Uzmanlar şimdi, o ekranın montajı sırasında tarihi taşlara ve 800 yıllık harca zarar verilip verilmediğini titizlikle inceliyor. Eğer bir hasar varsa, bunun hesabını kimin vereceği merak konusu.
Mahya Bahanesi ve Teknik Cehalet
Prof. Dr. Nevzat Çevik’in ‘kültür cinayeti’ tanımı, yaşanan skandalın tam karşılığıdır. Bir geleneği yaşatmak bahanesiyle, o geleneğin ruhunu katletmek kabul edilemez. Mahya, minarelerin şerefesine tabela asmak değildir; iki minare arasına çekilen bir zarafet köprüsüdür. Tek minareli bir yapıda ‘dijital mahya’ zorlaması, hem estetikten hem de tarih bilgisinden yoksun bir yaklaşımdır. Koruma kurullarının ve yetkililerin, böyle bir müdahaleye hangi teknik raporla izin verdiği, hangi estetik kaygıyla ‘olur’ dediği hala büyük bir soru işareti olarak masada duruyor. Bu sadece bir ekran meselesi değil, bir yönetim vizyonu sorunudur.
Gelecek Kuşaklara Ne Bırakacağız?
Bugün Yivli Minare’den sökülen o kablolar, sadece bir ekranın parçası değil; tarihimize hoyratça dokunan ellerin geri çekilmesidir. Antalya’nın silüeti, üç beş tane LED lamba için feda edilemeyecek kadar kıymetlidir. Bu olay, vatandaşın kendi tarihine sahip çıkması durumunda nelerin değişebileceğini gösteren bir zaferdir. Ancak bu zafer bizi rehavete sürüklememeli. Türkiye genelinde restorasyon veya modernizasyon adı altında tarihi dokuya yapılan her türlü müdahale, artık bu kadar sert bir dirençle karşılaşacağını bilmelidir. Tarih, üzerine reklam alınacak bir billboard değildir ve hiçbir kurumun ‘ben yaptım oldu’ deme lüksü yoktur.






