Eşini Görme Kaybı Yaşarken Yalnız Bırakan Kocaya Yargıtay Engeli
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, hasta eşinin bakımını ihmal eden ve onunla ilgilenmeyen eşlerin boşanma davalarında kusurlu sayılacağına hükmederek aile hukukunda emsal teşkil edecek önemli bir karara imza attı. Aile Mahkemesi’nin verdiği ret kararını onayan bu karar, evlilik birliğindeki karşılıklı destek yükümlülüğünün yasal sınırlarını yeniden çizdi.
Süreç, Aile Mahkemesi’ne başvuran yaşlı bir adamın, eşinin kendisine hakaret ettiğini, kendisini evden uzaklaştırdığını ve emekli maaş kartına el koyduğunu öne sürerek boşanma, nafaka ve tazminat davası açmasıyla başladı. Evden kovulduktan sonra camide konaklamak zorunda kaldığını iddia eden adama karşılık, davalı kadın tüm iddiaları reddetti. Şeker hastalığı nedeniyle ciddi oranda görme kaybı yaşadığını belirten kadın, eşinin bu tedavi sürecinde kendisine hiçbir şekilde destek olmadığını ve rahatsızlığını evlilikte bir kusur gibi gördüğünü savundu.
Aile Mahkemesi, görme kaybı yaşayan kadının tek başına hayatını idame ettiremeyeceğini, erkeğin ise rahatsızlığı bulunan eşine destek vermeyerek kusurlu davrandığını hükme bağladı ve boşanma talebini reddetti. Dosyanın temyiz incelemesini gerçekleştiren Yargıtay 2. Hukuk Dairesi de hasta eşe bakmamanın ve onunla ilgilenmemenin bir boşanma sebebi ve hukuki kusur olduğunu vurgulayarak yerel mahkemenin davanın reddi yönündeki hükmünü yerinde buldu.
Sistematik İhmal Hukuken Kusur Sayılıyor
Yargıtay’ın bu dikkat çeken kararının ardından, evlilikte her ilgisizlik durumunun doğrudan boşanma davasında duygusal şiddet veya kusur sayılıp sayılmayacağı sorusu gündeme geldi. Konuyu değerlendiren Avukat Elvan Kılıç, bu kararın her hastalık durumunda yeterince ilgi gösterilmediği iddiasının otomatik olarak kusur sayılacağı anlamına gelmediğini belirtti.
Türk Medeni Kanunu uyarınca her boşanma davasının kendi özel şartları doğrultusunda ele alındığını ifade eden Kılıç, asıl önemli kriterin eşin hastalık sürecindeki bakım ve destek yükümlülüğünü bilinçli ve sistematik şekilde ihmal etmesi olduğunu kaydetti. Mahkemelerin bu yöndeki kararlarını tanık ifadeleri, sağlık raporları, yazışmalar ve tarafların genel davranış kalıplarını bir arada inceleyerek verdiğini aktardı.
Kılıç, kamuoyunda oluşan “hasta eşle ilgilenmeyen herkes kusurlu sayılacak” yönündeki algının tam olarak gerçeği yansıtmadığını, yüksek mahkemenin burada tek seferlik anlık bir ilgisizliği değil, evlilik birliğinin gerektirdiği özen ve dayanışmanın sürekli olarak ihlal edilmesini cezalandırdığını ifade etti.
Bakım Yükümlülüğünün Sınırları ve Maddi Sonuçları
Medeni Kanun’un eşlere yüklediği birlikte yaşama, sadakat ve karşılıklı destek olma yükümlülüğünün sınırlarına da değinen Elvan Kılıç, bu kararın bakım sorumluluğunu sınırsız kılmadığını vurguladı. Kanunun, eşlerin sadece kendi maddi ve fiziki imkanları ölçüsünde birbirlerine destek olmalarını beklediğini dile getiren Kılıç, bakım sağlaması beklenen diğer eşin de ağır hasta olması veya ileri yaşta bulunması gibi durumlarda mahkemenin kusur değerlendirmesini tamamen farklı yapacağını ifade etti.
Kararın tazminat ve nafaka üzerindeki olası etkilerini de yorumlayan Kılıç, bu kararın doğrudan tazminat veya nafaka miktarlarını artıran yeni bir yasal düzenleme getirmediğini ancak kusurun ağırlığının manevi tazminat takdirinde önemli bir kriter olduğunu belirtti. Bilinçli olarak yalnız bırakılan hasta eşin kişilik haklarının zedelendiği tespit edilirse, bu durumun manevi tazminat değerlendirmesinde mağdur eş lehine dikkate alınabileceğini, ancak nafaka ve tazminat tutarlarının belirlenmesinde tarafların ekonomik güçleri, evlilik süresi ve kusur oranları gibi birçok kriterin bir arada değerlendirildiğini hatırlattı.
“Seni Sevmiyorum” Demek ve Eşle Alay Etmek de Boşanma Sebebi
Yargıtay’ın son dönemde imza attığı diğer kararlar da boşanma davalarında yeni içtihatlar oluşturuyor. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, eşine fiziksel şiddet uygulayan bir kocanın tam kusurlu bulunduğu davada, davacı kadının da üçüncü kişilerin yanında kocasına yönelik aşağılayıcı ifadeler kullandığını ve “Eşimi sevmiyorum” dediğini tespit etti. Bu beyanları da kusurlu bir davranış olarak kabul eden Yargıtay, yerel mahkemenin kararını bozarak “Seni sevmiyorum” ifadesinin yasal bir boşanma gerekçesi ve kusur sayılması gerektiğine hükmetti.
Bir diğer davada ise eşini rızası dışında sürekli ailesinin evine gitmeye zorlayan, fiziksel şiddet uygulayan ve zamanının büyük kısmını kahvehanede geçiren bir koca ağır kusurlu bulundu. Evin tüm doğalgaz, elektrik, kıyafet ve ulaşım gibi temel giderlerini tek başına karşılamak zorunda kalan kadının açtığı davada, kocanın eşine yönelik “Maaşın olmasa seninle evlenmezdim, saçların dökülüyor, kel kalmışsın” şeklindeki hakaretleri ekonomik sömürü ve fiziksel özelliklerle alay etme kapsamında değerlendirilerek emsal bir tazminat kararına gerekçe yapıldı.
Kaynak: Hürriyet






