Türkiye’nin adalet mekanizmasının kalbinde, bizzat kanunu korumakla yükümlü olanların taraf olduğu sarsıcı bir olay, hazırlanan iddianameyle tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildi. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nde görevli kadın hakim A.K.’yi çalışma odasında silahla yaralayan Cumhuriyet Savcısı M.Ç.K. hakkındaki soruşturma tamamlandı. Ortaya çıkan ayrıntılar, sadece bir şiddet vakasını değil, aynı zamanda sistematik bir psikolojik baskı ve narsistik bir saplantının nasıl kanlı bir eyleme dönüştüğünü de belgeliyor. Adalet saraylarının koridorlarında yankılanan silah sesleri, yargı camiasında derin bir etik tartışmayı ve güvenlik endişesini de beraberinde getirdi.
Dijital Şiddet ve Banka Dekontlarıyla Gelen Tehdit
İddianamede yer alan detaylar, şüphelinin mağdur üzerinde kurduğu baskının boyutlarını dehşet verici bir şekilde ortaya koyuyor. 2023 yılının ortalarında başlayan duygusal yakınlığın sona ermesinin ardından, şüpheli M.Ç.K.’nin bu durumu mesleki ve sosyal bir yıkım olarak algıladığı görülüyor. Mesleki kariyerini koruma dürtüsüyle, mağdur A.K.’yi İstanbul’u terk etmeye zorlayan savcının, bu süreçte başvurduğu yöntemler akıl sınırlarını zorluyor. Mağdurun tüm iletişim kanallarını kapatmasına rağmen pes etmeyen şüpheli, banka dekontlarının açıklama kısımlarını birer tehdit mecrasına dönüştürerek tacizlerini sürdürdü. Bu durum, modern hukukun ‘ısrarlı takip’ (stalking) olarak tanımladığı suçun en ağır ve planlı örneklerinden biri olarak kayıtlara geçti.
Şüphelinin saldırgan tutumu sadece dijital mecralarla sınırlı kalmadı. Mağdur adına sahte sosyal medya hesapları açarak onun onur ve saygınlığını hedef alan şüpheli, mağdurun ailesine ait en mahrem kişisel verileri ele geçirerek birer şantaj unsuru olarak kullandı. İddianameye göre, şüphelinin asıl hedefi mağdurun iradesini kırarak onu şehri terk etmeye zorlamaktı; ancak bu baskıların sonuçsuz kalması, olay günü yaşanan şiddet sarmalının fitilini ateşledi. Bir hukuk adamının, hukuk dışı her türlü yöntemi bir silah gibi kullanması, dosyanın en trajik yanını oluşturuyor.
Adliye Odasında Kanlı Baskın ve Hukuki Bedel
13 Ocak günü yaşananlar, bir yargı mensubunun çalışma odasının nasıl bir suç mahalline dönüştüğünü kanıtlıyor. Şüpheli M.Ç.K.’nin, tüm uyarılara ve dışarı çıkması yönündeki taleplere rağmen odayı terk etmemesi, eyleminin önceden tasarlanmış bir iradenin ürünü olduğunu gösteriyor. Tabancasını önce korkutmak amacıyla mağdurun yüzüne doğrultan, ardından tanık Yakup Karadağ’ın müdahalesine rağmen tetiği çeken şüphelinin, mağduru hayati bölgesinden yaraladığı belirtiliyor. İkinci atışın ise tanığın kahramanca müdahalesiyle engellenmiş olması, olası bir kadın cinayetinin son anda önüne geçildiğini kanıtlıyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame, şüpheli savcı hakkında adeta bir hukuk dersi niteliğinde ağır suçlamalar barındırıyor. ‘Kadına karşı kasten öldürmeye teşebbüs’, ‘silahla ve zincirleme şekilde tehdit’ ve ‘kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirmek’ gibi bir dizi suçtan 42 yıl 3 aya kadar hapis cezası talep ediliyor. Bu vaka, uzmanlara göre sadece bireysel bir öfke patlaması değil, aynı zamanda güç asimetrisinin ve eril şiddetin yargı içindeki bir tezahürüdür. Ağır Ceza Mahkemesi’nin vereceği karar, adalet saraylarında görev yapan binlerce personel için bir ‘güvenlik ve adalet’ emsali teşkil edecektir.






