Kütüphane Demek Sıkıcıydı Diyenlere Duyurulur: Ne Değişti Böyle?
Vay arkadaş, kim derdi ki kütüphane denince aklımıza sadece o sessiz, tozlu raflar ve fısıltıyla konuşulan koridorlar gelmeyecek? Eskiden öyleydi, kabul edelim. Sanki bir hapishane, bir görev yeri gibiydi kütüphaneler. Ama şimdi ne dinliyoruz, ne görüyoruz? AK Partili Hüseyin Yayman, ‘Kütüphane Haftası’ diye çıkmış kürsüye, Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nden sesleniyor. Dedikleri öyle böyle değil, insan şaşırıyor. Türkiye’de kütüphanecilik meselesi falan derken öyle bir devrimden bahsediyor ki, bizim bildiğimiz her şey alt üst oluyor. Açıkçası, bu kadarını beklemeyen çoktur aramızda. Peki neyin nesidir bu durum? Gelin bakalım sokaktaki insan olarak biz ne anlamalıyız bu işten?
Millet Kütüphanesi: Göz Görmese Gönül İnanmaz Diyenlere İnat Bir Harika!
Yayman’ın anlattıkları akıl alır gibi değil! Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nden bahsediyor, sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın, Asya’nın, hatta dünyanın sayılı kütüphanelerinden biri diyor. Basılı eser sayısında dünyanın üçüncü büyüğüymüş! Düşünün, 6 yılda 9 milyon kişi ziyaret etmiş orayı. Dile kolay, 125 bin metrekarelik devasa bir alan, içinde 5 buçuk milyondan fazla kitap. En bomba kısmı ne biliyor musunuz? 24 saat açık! Yetmedi, günde iki defa çay, kahve, hatta çorba ikramı var! Yani sen ders çalış, kitap oku, sonra kalk çorbanı iç, keyfine bak. Raf uzunluğu 201 kilometreymiş! Şaka mı bu? Valla insan ‘helal olsun’ demekten kendini alamıyor. Bu eser, ‘Türkiye Yüzyılı’na yakışır’ deniyor, e haklılar, bizim için de böyle devasa bir şey görmek gurur verici.
Sadece Bir Bina Değil, Bir Yaşam Merkezi: O Sıkıcılık Nereye Gitti?
Hüseyin Yayman’ın altını çizdiği bir nokta var ki, tam da bizim sokaktaki insanın hislerine tercüman oluyor: Kütüphaneler artık sıkıcı mekanlar değil! Eskiden kütüphane deyince bir ağırlık çökerdi insanın üstüne. Fısır fısır konuşmalar, titiz görevliler… Şimdi ise ‘kitap kokusuyla çocuk sesinin, kahve kokusunun yan yana geldiği yaşayan mekanlar’ diyor. Düşünsenize, bir anne çocuğuyla gelmiş, çocuk resimli kitaplara bakıyor, anne yanı başında kahvesini yudumluyor. Ya da bir üniversite öğrencisi sabaha kadar ders çalışıyor, karnı acıkınca sıcak bir çorba buluyor. Kütüphaneler, birer ‘hayat merkezi’, birer ‘yaşam merkezi’ haline gelmiş. Bu sadece bilgiye erişim değil, aynı zamanda sosyalleşme, nefes alma ve geleceğe umutla bakma fırsatı demek.
Sayılar Konuşuyor: Kim Derdi Ki Kütüphaneler Böyle Büyüyecek?
Sadece Millet Kütüphanesi değil, genel olarak Türkiye’deki kütüphane sayılarında da şok edici bir değişim var. Yayman, 2002’de Türkiye genelinde 1275 kütüphane varken, bugün bu sayının 1302’ye çıktığını söylüyor. Tamam, rakam çok artmamış gibi gelebilir ama asıl mesele dönüşümde. Belediye kütüphaneleri, gençlik merkezlerindeki kütüphaneler derken, kapalı alanlar inanılmaz genişlemiş. Sekiz yılda toplam kapalı alan yaklaşık 3 bin 200 metrekareden 8 bin metrekareye fırlamış! Kitap sayısı da uçuşa geçmiş: 2002’de 12.4 milyon kitap varken, şimdi 26 milyonu geçmiş! Yüzde yüzün üzerinde bir artış bu, dile kolay. Kullanıcı sayısı ise 23 milyondan 40 milyona varmış. Neredeyse yüzde 70 artış! Bu ne demek? Demek ki milletimiz okumayı seviyor, yeter ki ona temiz, sıcak, davetkar ve bol imkanlı bir yer sunulsun.
Geleceğimizin Mimarı Oluyor Kütüphanelerimiz
Hüseyin Yayman’ın dediği gibi, ‘bir insan hayatında ölmeden önce Cumhurbaşkanı Millet Kütüphanesi’ni görmeli’. Bu sadece bir tavsiye değil, adeta bir çağrı. Kütüphaneler artık sadece kitap okunan yerler değil, fikirlerin filizlendiği, gençlerin geleceğe hazırlandığı, toplumsal belleğin korunduğu ve geliştirildiği yaşam alanları. Bu değişim, ‘Türkiye Yüzyılı’nın en önemli sembol eserlerinden’ biri olarak görülüyorsa, bu boşuna değil. Çünkü bilginin gücü, bir ülkenin en büyük zenginliğidir. Bu yüzden gidip görmek lazım, o havayı teneffüs etmek lazım. Kim bilir, belki de o çorbanın, kahvenin kokusuyla birlikte, yeni bir fikir doğar, yeni bir hayata başlanır. Bizim için, sokaktaki insan için, bu tam bir fırsat, tam bir kazanç!






