MENÜ
07 Haziran 2026 Pazar
DOLAR 46,1116 ▲ %0,02
EURO 53,1487 ▼ %0,94
ALTIN 6.409,16 ▼ %3,23

Toplumsal Cinnetin Otobüsteki Yansıması: Öfke, Kimlik ve Hukuk

Şehir hayatının o karmaşık ve bazen de boğucu dokusu içinde, her gün binlerce insan yan yana, omuz omuza yolculuk ediyor. Ancak son günlerde İstanbul’da bir toplu taşıma aracında yaşananlar, basit bir yer kavgası ya da evcil hayvan tartışmasının çok ötesine geçerek, toplumsal çözülmenin ve derinleşen kutuplaşmanın kristalize olmuş bir örneğini önümüze koyuyor. Bir tarafta inançları gereği çekincelerini dile getiren bir yolcu, diğer tarafta ise şiddet dilini bir otorite maskesiyle harmanlayarak dışa vuran bir figür. Bu tablo, sadece bir asayiş vakası değil, sosyolojik bir alarm niteliği taşıyor.

Simgeler Üzerinden Yürütülen Mikro-İktidar Savaşları

Olayın fitilini ateşleyen ‘köpekli yolculuk’ meselesi, saniyeler içinde ideolojik bir hesaplaşmaya ve şahsi onura yönelik ağır saldırılara dönüşüyor. Şüphelinin, karşısındaki kadının inançlarını temsil eden başörtüsüne ve zihniyetine yönelik sarf ettiği ‘hava almayan beyin’ ve ‘yobaz’ niyetli ifadeler, aslında toplumun bir kesiminin diğerine duyduğu ontolojik nefretin dışavurumudur. Burada mesele köpek sevgisi değil, ‘öteki’ olarak kodlanana duyulan tahammülsüzlüktür. Kendi yaşam tarzını mutlak hakikat sanan bir zihniyetin, kamusal alanda kendisi gibi olmayanı ‘aşağı atma’ tehdidiyle sindirmeye çalışması, demokratik bir arada yaşama kültürüne indirilmiş ağır bir darbedir.

Otorite İllüzyonu ve Sahte Kimliklerin Arkasındaki Gerçek

Tartışmanın en dikkat çekici boyutu ise, saldırgan tavırlar sergileyen Y.S. isimli şahsın, kendini ‘savcı’ olarak tanıtarak devletin kudretini bir tehdit unsuru olarak kullanmasıdır. ‘Polis benim emrimde’ diyerek oluşturduğu sahte otorite kalkanı, aslında hukuka duyulan güvenin nasıl suistimal edilebileceğini gösteriyor. Ancak gerçekler gün yüzüne çıktığında, bu ‘kudretli’ maskenin altında hırsızlıktan uyuşturucuya, kasten yaralamadan hakarete kadar beş ayrı suç kaydı bulunan, eğitim hayatı yarıda kalmış bir profil çıkıyor. Bu durum, toplumsal alanda en çok bağıranın aslında en çok yaralı ve kural tanımaz olduğu gerçeğini bir kez daha kanıtlıyor.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçundan başlattığı resen soruşturma, adaletin bu tür psikolojik terör eylemlerine geçit vermeyeceğinin önemli bir nişanesidir. Toplum olarak ihtiyacımız olan şey, farklılıklarımızı birer çatışma unsuru değil, bir arada yaşamanın zenginliği olarak görebilmektir. Aksi takdirde, bir otobüs koltuğunda başlayan bu cinnet hali, sokağın her köşesini bir savaş alanına çevirme potansiyeli taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki; medeniyet, kendimize benzemeyenle kurduğumuz saygı köprülerinde yükselir.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir