İstanbul’un Kalbinde Yaralayıcı Bir Gece
İstanbul’un o kendine has dokusunu, her sokağında hissettiğimiz o asil ruhu korumak hepimizin en asli göreviyken, maalesef bazen bu güzelliklere karşı sergilenen hoyratlıklar yüreğimizi sızlatıyor. Cemiyet hayatının estetiğe ve nezakete önem veren penceresinden baktığımızda, tarihimizin sessiz tanıklarına yapılan bu saldırıların sadece mermere değil, bu şehrin ruhuna vurulmuş bir darbe olduğunu görüyoruz. 5 Mart Perşembe gecesi saatler 00.30’u gösterdiğinde, Tophane Meydanı’nda yükselen alevler sadece bir ısınma çabası değil, koca bir mirasın kararmasıydı.
Sultan I. Mahmud’un Zarif Mirası Karardı
1732 yılında, Osmanlı mimarisinin zarafetini simgeleyen meydan çeşmelerinin en güzellerinden biri olarak inşa edilen Tophane Çeşmesi, tam üç asırdır İstanbul’un en kıymetli mücevherlerinden biri olarak biliniyor. Şehrin üçüncü büyük çeşmesi olma özelliğini taşıyan bu sanat abidesi, gece saatlerinde O.G.Y. isimli şahsın yaktığı ateşle adeta bir yangın yerine döndü. Çeşmenin o meşhur mermer yüzeyleri, alevlerin etkisiyle kurum ve is içinde kalarak simsiyah oldu. Çevreden geçenlerin ve bölgedeki turistlerin dehşet dolu bakışları arasında yükselen alevlere itfaiye müdahale etse de, o nadide taşlardaki tahribat derin bir iz bıraktı.
Sabıkası Kabarık Failin Şaşırtan Savunması
Olayın ardından hızlıca harekete geçen emniyet güçleri, güvenlik kameraları ve çevre sakinlerinin yardımıyla şüpheliyi kıskıvrak yakaladı. Gözaltına alınan O.G.Y.’nin sicili ise adeta bir suç dosyası gibi; kasten yaralamadan ibadethanelere zarar vermeye kadar tam beş farklı suç kaydı bulunuyor. Şüphelinin adliyeye sevk edilirken verdiği ilk ifadede ‘Sadece ısınmak istemiştim, buranın tarihi eser olduğunu bilmiyordum’ demesi, toplumun genelinde büyük bir şaşkınlık ve tepki yarattı. Zira İstanbul’un orta yerinde, her köşesi tarih kokan bir semtte böyle bir yapının kıymetini bilmemek, en hafif tabiriyle bir cehalet örneği olarak nitelendiriliyor.
Mahalle Sakinleri ve Din Görevlilerinden Güvenlik Çağrısı
Olayın şokunu henüz atlatamayan bölge halkı ve Kılıç Ali Paşa Camii din görevlisi Yadigar Murat, bu tür vandallıkların ilk olmadığını belirterek yetkililere seslendi. Daha önce de cami içindeki kütüphanelere zarar veren aynı şahsın, yasal boşluklardan faydalanarak serbest kalmasının bu tür acı sonuçlar doğurduğu vurgulanıyor. Bölge sakinleri, Tophane Meydanı gibi hem turistik hem de tarihi açıdan kritik noktalarda kalıcı bir polis noktası kurulmasını talep ediyor. Mirasımıza sahip çıkmanın sadece restorasyonla değil, sürekli bir koruma ve denetim mekanizmasıyla mümkün olduğu bir kez daha acı bir tecrübeyle anlaşılmış oldu.
Gelecek Nesillere Borcumuz: Koruma ve Bilinç
Bu vahim hadise, sadece bir mermerin islenmesi meselesi değildir; bu, kültürel mirasımıza ne kadar yabancılaştığımızın bir göstergesidir. Turistlerin bile hayranlıkla izlediği, Ukraynalı bir misafirimizin ‘İstanbul çok güzel ama bu durum çok üzücü’ diyerek tarif ettiği bu manzara, hepimiz için bir ders niteliğinde. Ekiplerin çeşmedeki isi temizlemek için başlattığı yoğun mesai sürerken, bizlerin de bu eşsiz eserlerin etrafında bir koruma kalkanı oluşturması ve toplum bilincini artırması gerekiyor. Unutulmamalı ki; bu eserler bize atalarımızdan kalan bir miras değil, torunlarımıza bırakacağımız en kıymetli emanetlerdir.






