Semanur Aydın, henüz 23 yaşındayken, modern çağın dayattığı estetik kaygıların ve sağlık sistemindeki derin çatlakların trajik bir kurbanı oldu. Bağcılar’da gerçekleşen bu hadise, sadece bir ‘tıbbi hata’ vakası olarak görülemez; bu, aynı zamanda toplumsal güvenin ve mesleki etik değerlerin nasıl erozyona uğradığının somut bir yansımasıdır. 2015 yılında hekimlikten men edilen bir şahsın, sekiz yıl sonra elini kolunu sallayarak yeniden ameliyat masasına dönebilmesi ve bir gencin yaşamına mal olması, denetim mekanizmalarındaki yapısal boşlukları tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
İstanbul’un en yoğun nüfuslu ve demografik olarak en devingen ilçelerinden biri olan Bağcılar, son yirmi yılda özel sağlık yatırımlarının kontrolsüzce büyüdüğü bir merkez haline geldi. Ancak bu devasa büyüme, ne yazık ki her zaman nitelikli denetimi ve etik standartları beraberinde getirmiyor. Semanur Aydın vakasının, kamuoyunda infial yaratan ‘Yenidoğan Çetesi’ soruşturması kapsamında kapatılan bir hastanede vuku bulması, sistemin içindeki çürümenin ne denli derine indiğini kanıtlıyor. Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame; sanıkların ‘Suç delillerini yok etme’, ‘Resmi belgede sahtecilik’ ve ‘İhmali davranışla kasten adam öldürme’ gibi, her biri birer hukuk felaketi olan suçlarla yargılandığını belirtiyor. Türkiye’de bu tür ağır ceza davalarında süreç, Adli Tıp Kurumu’ndan gelecek detaylı otopsi raporları ve tıbbi malpraktis incelemeleriyle şekillenir; ancak bu bürokratik çarklar dönerken giden bir canın telafisi mümkün olmuyor.
Beden Algısı ve Sağlık Turizminin Karanlık Yüzü
Sosyolojik bir perspektifle bakıldığında, mide küçültme ameliyatları artık birer tıbbi gereklilikten ziyade, modern dünyanın ‘kusursuz beden’ idealine ulaşmak için sunduğu birer tüketim nesnesine dönüştürülmüş durumda. Gençlerin bu denli riskli operasyonlara bu kadar kolay yönlendirilmesi, toplumsal bir histerinin sonucudur. Sanık cerrahın savunmasında kullandığı ‘Ben sadece sağlık turizmi yaptım’ ifadesi, insan hayatının nasıl metalaştırıldığının ve ekonomik bir veri setine indirgendiğinin acı bir itirafıdır. Hukuki olarak ‘ihmali davranışla kasten öldürme’ suçu, kişinin yapması gereken bir eylemi yapmaması veya yasal bir yasağa uymaması sonucu ölümün gerçekleşmesi durumunda devreye girer. Bu davada cerrahın halihazırda hekimlikten men edilmiş olması, hukuki sorumluluğu en üst düzeye çıkarmaktadır.
Adalet Koridorlarında Yankılanan İtirazlar ve Tahliyeler
Bakırköy 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen son duruşmada, davanın seyri dramatik bir yöne evrildi. Müştekilerin şikayetlerini geri çekmeleri, mağduriyetin farklı yollarla giderilip giderilmediği sorusunu akıllara getirse de kamusal davanın ağırlığını hafifletmiyor. Mahkeme, aralarında yasaklı doktorun da bulunduğu 5 sanığın tahliyesine karar vererek dosyada tutuklu sanık bırakmadı. SEGBİS (Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi) üzerinden alınan ifadelerde suçlamalar reddedilse de 20 yıldan 37 yıla kadar hapis istemiyle hazırlanan iddianame, hukuki mücadelenin henüz bitmediğini gösteriyor. Adli kontrol hükümleri ve yurt dışı yasaklarıyla devam eden bu süreç, sistemin boşluklarını yamamak yerine, kökten bir denetim reformuna ve liyakate dayalı bir sağlık yapılanmasına ihtiyaç duyduğumuzu bir kez daha haykırıyor.





