MENÜ
04 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 45,9873 ▲ %0,02
EURO 53,5303 ▲ %0,27
ALTIN 6.599,81 ▲ %0,70

Tasavvuf Eğitimi Adı Altında Akıl Tutulması ve Dolandırıcılık

İstanbul’un kadim semtlerinden biri olan ve manevi atmosferiyle bilinen Eyüpsultan, bugünlerde sarsıcı bir iddia ile çalkalanıyor. 53 yaşındaki emekli makine teknik ressamı Mehmet Emin Türker, huzur arayışıyla çıktığı yolda hayatının nasıl bir kabusa dönüştüğünü yargıya taşıdı. 2019 yılında bir arkadaş tavsiyesiyle adım attığı Dervişhan İlmi Araştırma ve Yardımlaşma Vakfı, Türker için sonun başlangıcı oldu. Maneviyat eğitimi alma motivasyonuyla başlayan bu süreç, iddialara göre bir zihin kontrolü ve finansal yıkım operasyonuna dönüştü.

Manevi İstismar ve Psikolojik Çöküşün Perde Arkası

Türker’in ifadelerine göre, vakıf bünyesinde kendisini ‘şeyh’ olarak tanıtan Enis Tığlı tarafından verilen eğitimler, bir noktadan sonra sistematik bir psikolojik baskıya dönüştü. Tasavvufta ‘Allah’a yolculuk’ anlamına gelen Seyr-i Süluk mertebesine ulaştığı iddia edilen Türker, bu aşamadan sonra iradesinin sakatlandığını ve aklının adeta ele geçirildiğini savunuyor. Vücudunda fiziksel sancılar hisseden ve sürekli birileriyle konuşuyormuş hissine kapılan mağdur, bu zihinsel bulanıklık içerisinde 17 bin dolarlık birikimini de uluslararası bir dolandırıcılık şebekesine kaptırdı.

Türkiye’de bu tür iddialar genellikle Türk Ceza Kanunu’nun ‘Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık’ maddesi kapsamında değerlendirilir. Bu suç, mağdurun manevi değerlerine olan bağlılığını kullanarak haksız menfaat elde etmeyi hedefler. Hukuki süreçte, mağdurun iradesinin ne ölçüde etkileyebileceği üzerine Adli Tıp Kurumu raporları ve uzman psikiyatrist görüşleri hayati önem taşır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunulan dilekçede, bu sürecin bir dolandırıcılık şebekesiyle bağlantılı olup olmadığı titizlikle incelenmektedir.

Toplumsal Tahribat ve Adalet Arayışı

Yaşanan dramın sadece hukuki değil, derin bir insani boyutu da bulunuyor. Kendi kollarını kesecek kadar ağır bir self-harm (öz zarar verme) döngüsüne giren Türker, bu süreçte ailesi tarafından da dışlanmış durumda. Evliliği bitme noktasına gelen ve sosyal çevresinden soyutlanan mağdurun hikayesi, bu tür kontrolsüz yapıların birey üzerindeki yıkıcı etkisini gözler önüne seriyor. Vakfın pandemi sürecinde kapanmasının ardından ulaştığı kişilerin kendisini tartaklayarak uzaklaştırdığını belirten Türker, Türk adaletinden yardım bekliyor.

Uzmanlar, manevi arayış içerisinde olan vatandaşların, denetlenebilir ve şeffaf kurumları tercih etmesi gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor. Sosyal izolasyon, aşırı telkin ve dış dünyadan kopuş gibi belirtiler, bir grubun istismar odaklı olabileceğinin en güçlü işaretleri olarak kabul ediliyor. Mehmet Emin Türker’in davası, benzer mağduriyetlerin önlenmesi adına emsal niteliği taşıyabilir.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir