Türkiye’nin Ortak Hafızası Sustu
Türkiye bugün sadece bir profesörü değil, adeta yürüyen bir kütüphaneyi, her yaştan insanın sevgilisi haline gelen o dik ve vakur duruşu kaybetti. Prof. Dr. İlber Ortaylı, 77 yıllık ömrüne sığdırdığı binlerce kitap, sayısız talebe ve topluma aşıladığı tarih bilinciyle aramızdan ayrıldı. Haberi duyanlar sokaklarda, kahvelerde ve sosyal medyada aynı şeyi söylüyor: Bir devir kapandı. İlber Hoca, tarihi tozlu raflardan indirip sokağa, bizlerin evine sokan isimdi. Onun gidişiyle memleketin entelektüel damarlarından biri koptu desek yeridir.
Kırım’dan Ankara’ya Uzanan Bir İlim Yolculuğu
İlber Hoca’nın hikayesi 1947 yılında Avusturya’nın Bregenz şehrinde başladı. Kırım göçmeni bir ailenin evladı olarak dünyaya gözlerini açtığında, Avrupa henüz savaşın yaralarını sarıyordu. Henüz iki yaşındayken Türkiye’ye gelen Ortaylı ailesi, önce İstanbul’un o eski havasını soludu, ardından Ankara’nın disiplinli memuriyet hayatına adım attı. Ancak bu aile sıradan bir memur ailesi değildi. Evde Türkçe’nin yanında Rusça ve Almanca yankılanıyordu. İlber Hoca daha çocuk yaşta bu çok kültürlülüğün içine doğmuştu. İlk derslerini öğretmen olan annesi Şefika Hanım’dan alması, onun ilerideki akademik dehasının da temellerini attı. Ankara’da geçen okul yılları, onu adım adım Türkiye’nin en parlak beyinlerinden biri haline getirdi.
Mülkiye’den Dünya Kürsülerine
Ankara Atatürk Lisesi’ni bitirdikten sonra yolu, devletin kalbi olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne, yani efsanevi ‘Mülkiye’ye düştü. Sınıf arkadaşları kaymakamlık, valilik ya da büyükelçilik hayalleri kurarken, o tozlu arşivlerin ve eski belgelerin peşine düştü. Halil İnalcık ve Şerif Mardin gibi dev isimlerin dikkatini çekmesi uzun sürmedi. Almanca, Rusça ve İngilizce derken; Fransızca, İtalyanca, Farsça ve hatta Latinceyi de heybesine ekledi. Bu kadar dili bilmek onun için bir gösteriş değil, tarihin ana kaynağına bizzat dokunmak için kullandığı birer anahtardı. Viyana’dan Chicago’ya kadar dünyanın dört bir yanında dersler verdi, seminerler düzenledi ama kalbi hep bu topraklarda attı.
Halkın Hocası: ‘Cahiller’ Yetim Kaldı
Onu sadece akademi dünyası değil, 7’den 70’e tüm Türkiye tanıdı ve sevdi. Neden mi? Çünkü o, tarihi sıkıcı rakamlardan ve sadece savaşlardan ibaret gören o eski anlayışı yıktı geçti. Televizyon ekranlarında bize Osmanlı’nın mutfağını, müziğini, günlük yaşamını ve Rumeli’nin o hüzünlü havasını anlattı. O meşhur ‘Cahil’ çıkışları bile aslında bir kızgınlık değil, toplumun okumaya ve öğrenmeye olan mesafesine karşı duyduğu derin bir sitemdi. Topkapı Sarayı Müzesi Başkanlığı yaptığı dönemde sarayı adeta halka açtı, orayı yaşayan bir mekan haline getirdi. Gençlere her fırsatta ‘Zamanınızı iyi kullanın, dünyayı gezin’ diye öğüt vermesi boşuna değildi; o, hayatın tadının ancak bilgiyle ve merakla çıkacağına inanıyordu.
Veda Vakti: ‘Duvara Dayandık’
Vefatından kısa süre önce kendisini ziyaret eden dostlarına, ‘Valla Musa duvara dayandık, bakalım ne olur’ diyerek durumunu o kendine has, lafı dolandırmayan üslubuyla özetlemişti. İlber Ortaylı, son nefesine kadar okumaktan ve yeni bir şeyler öğrenmekten vazgeçmedi. Kütüphanesini Millet Kütüphanesi’ne bağışlayarak bilgisini geleceğe en büyük miras olarak bıraktı. Pazartesi günü Fatih Camii’nde ikindi namazını müteakip kılınacak cenaze namazıyla son yolculuğuna uğurlanacak. Cumhurbaşkanından öğrencisine kadar her kesimden gelen taziye mesajları, onun bu topraklarda ne kadar büyük bir boşluk bıraktığının kanıtı. Onun o meşhur kahkahası ve ‘Lütfen okuyun’ deyişi kulaklarımızda küpe kalacak. Mekanı cennet olsun koca çınar.






