UNESCO Dünya Mirası Listesi’nin en müstesna duraklarından biri olan Ani Antik Kenti, sessizce barındırdığı sırlar gün yüzüne çıktıkça ezberleri bozmaya devam ediyor. 2025 yılında 450 bin turisti ağırlayarak bölgenin turizm lokomotifi haline gelen bu kadim şehir, sadece bir ören yeri değil, Anadolu’nun Türk-İslam kimliğinin mühürlendiği asıl merkez olarak karşımıza çıkıyor. Kafkas Üniversitesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Muhammet Arslan ile Arpaçay’ın serinliğinde gerçekleştirdiğimiz bu özel ziyaret, tarih kitaplarının tozlu sayfalarını yeniden düzenleyecek kadar kritik bulgular içeriyor. Arslan’ın 2019’dan bu yana titizlikle yürüttüğü kazı çalışmaları, Ani’nin sadece Ermeni veya Bizans mirası olmadığını, Türk medeniyetinin şehircilik ve tıp alanındaki ilk büyük atılımlarının burada başladığını kanıtlıyor.
Malazgirt’ten Yedi Yıl Önce: Anadolu’nun Gerçek Giriş Kapısı
Türkiye’de temel eğitim müfredatının değişmez kuralı olan ‘Türklerin Anadolu’ya girişi 1071 Malazgirt Zaferi ile olmuştur’ bilgisinin artık revize edilmesi bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Kazı Başkanı Doç. Dr. Muhammet Arslan, Sultan Alparslan’ın 1064 yılında, yani Malazgirt’ten tam yedi yıl önce Ani’yi fethettiğini ve Anadolu’daki ilk Cuma namazını burada kıldırdığını vurguluyor. Bu, jeopolitik açıdan Anadolu’nun kilidinin Malazgirt’te değil, Ani’de açıldığının en somut göstergesi. Arslan’a göre Ani; ilk camisi, ilk mescidi, ilk hamamı ve ilk çarşısıyla Anadolu’daki Türk İslam şehirciliğinin laboratuvarı niteliğinde. Özellikle 2024 kazılarında ortaya çıkarılan kayaya oyma mescid, Türklerin yerleşik hayata geçiş ve mimari estetik anlayışının ne denli köklü olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Ancak bu devasa açık hava müzesi, bir milyon metrekarelik alanıyla dünyanın en büyük kazı alanlarından biri olmasına rağmen hala bir sponsordan mahrum şekilde, kısıtlı imkanlarla tarihini kurtarmaya çalışıyor.
Tıp Tarihinde Devrim: 12. Yüzyılda İlk Suda Doğum
Haberin en çarpıcı detayı ise tıp dünyasını şaşkına çevirecek nitelikte. Bilimsel literatürde dünyadaki ilk suda doğumun 1803 yılında Fransa’da gerçekleştiği bilgisi, Ani’deki kazılarla geçerliliğini yitiriyor. Kadı Burhaneddin-i Anevi’nin ‘Enisü’l-Kulub’ adlı eserinden yola çıkan arkeologlar, Selçuklu dönemine ait hamamda buldukları taş küvet ile bu iddiayı somutlaştırdı. 12. yüzyılda hekim tavsiyesiyle gerçekleştirilen bu doğum, Türk tıbbının Orta Çağ’da Avrupa’nın yüzyıllar önünde olduğunu gösteren entelektüel bir zaferdir. Öte yandan, kentin geçirdiği yıkımlar sadece doğal afetlerle sınırlı kalmamış. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrası bölgeyi talan eden Rus arkeolog Nikolay Marr’ın, Türk-İslam mirasını silmek adına kitabeleri yok etmesi, Ani’nin uğradığı kültürel soykırımın acı bir tablosu olarak hafızalara kazınıyor. Bugün surlardaki ‘Svastika’ motifinin Nazi sembolü sanılması gibi pek çok yanlış bilgiyle de savaşan kazı ekibi, Ani’yi hak ettiği prestijli konuma taşımak için bilimsel bir direniş sergiliyor.






