Sofranızdaki Gizli Elin İtirafı
Sofranıza koyduğunuz o çeri domatesin, tarladan evinize gelene kadar kaç el değiştirdiğini ve her elde nasıl bir ‘servete’ dönüştüğünü hiç düşündünüz mü? Ticaret Bakanlığı’nın İstanbul’da gerçekleştirdiği son denetimler, serbest piyasa ekonomisinin arkasına sığınıp tüketicinin cebini adeta bir vakum gibi çeken mekanizmayı tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Ortaya çıkan rakamlar sadece birer veri değil, mutfaktaki yangının neden sönmediğinin de kanıtı niteliğinde. Antalya’nın Kumluca ilçesindeki bir komisyoncudan 50 liraya çıkan domatesin, İstanbul’daki bir market zincirinde 250 liraya satılması, basit bir ticaret kârı değil, sistemsel bir vicdan testidir.
Aracıların Görünmez Saltanatı ve Katlanan Rakamlar
Ticaret Bakanlığı müfettişlerinin Hal Kayıt Sistemi üzerinden yaptığı derinlemesine incelemeler, tedarik zincirindeki kopukluğu ve fırsatçılığın boyutlarını ortaya koyuyor. Sadece domates değil, mutfağın vazgeçilmezlerinden Çengelköy salatalığı ve kırmızı biber de bu fahiş kâr marjlarından payını almış durumda. Verilere göre; 50 liraya alınan domates önce 110 liraya bir tüccara, oradan da tam 250 liraya tüketiciye ulaşıyor. Kırmızı biberde ise durum farklı değil; 70 liralık ürün, zincir market rafında 225 liralık bir etikete dönüşüyor. Bu durum, üreticinin alın terinin karşılığını alamadığı, tüketicinin ise fahiş fiyatlarla ezildiği bir çarpık düzenin ilanıdır.
Piyasa Gözetimi mi Yoksa Sistemsel Dönüşüm mü?
Bakanlık, bu haksız fiyat artışlarını saptayarak dosyayı Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu’na sevk etti. Ancak burada asıl sorgulanması gereken, cezaların caydırıcılığından ziyade, bu ‘aracı saltanatının’ nasıl bu kadar palazlanabildiğidir. Market zincirlerinin ve tüccarların uyguladığı bu astronomik marjlar, sadece ekonomik birer tercih değil, toplumsal refahı tehdit eden birer hamledir. Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, fırsatçılığa karşı mücadelenin tavizsiz süreceği vurgulansa da, vatandaşın market rafında gördüğü o ürkütücü etiketlerin değişmesi için daha yapısal ve radikal adımların atılması gerektiği aşikâr.
Tüketicinin Korunması Bir Tercih Değil Zorunluluktur
Piyasaların adil, şeffaf ve dengeli bir yapıya kavuşması sadece devletin denetimiyle değil, aynı zamanda tüketicinin de bu farkındalıkla hareket etmesiyle mümkün olacaktır. Denetimlerin ülke genelinde kesintisiz süreceği belirtiliyor ancak bu süreçte ifşa edilen rakamlar, piyasadaki ‘serbestlik’ kavramının ne kadar suistimal edilebileceğini kanıtlıyor. Üretimden tüketime kadar geçen her aşamanın didik didik edilmesi, sadece fiyat artışlarını durdurmakla kalmayacak, aynı zamanda dürüst tüccar ile fırsatçıyı birbirinden ayıracak bir elek görevi görecektir. Mutfaktaki yangını söndürmek, sadece cezalarla değil, bu fahiş kâr hırsını dizginleyecek şeffaf bir takip sistemiyle mümkün olacaktır.






